Yazı Detayı
11 Mart 2019 - Pazartesi 00:20
 
YENİDEN BİZ OLABİLİR MİYİZ?
NECMETTİN TÜRKEKUL
Eğitimci - Açı Okulları Kurucusu
 
 
Kişisel gelişmeye kurban edilen şeydir toplumsal yapı. 1990 den sonra Türkiye’de başlayan bireyselcilik ve kişisel gelişim mavrası ciddi manada toplumsal yapımızı hırpalamıştır. Özellikle insanlar arasında gelişen “ben” ve “bencillik” bilinci, toplumu kuşatırken bunu yapmayanları ya da buna tenezzül etmeyenleri ötekileştirmiştir.

Hele hele son dönemde bencillik (kişisel gelişim) herkesin sahip olması gereken bir erdem haline dönüşmüş ya da medya marifetiyle dönüştürülmüştür. Bunun ne kadar sakıncalı olduğu hiç düşünülmemiş ve zamanla öyle bir hal almıştır ki, her anlamda mutlak iyiyi, güzeli ve haklıyı temsil eden “ben ve bencillik (istersem her şeyi yapabilirim) algısı” övülürken, mutlak kötüyü, çirkini ve banali temsil eden “toplumsal diğerlere değer ver ve toplumsal değeleri içselleştir” algısı tukaka ilan edilmiştir.

Böylece toplumsal yapımız ciddi bir dejenerasyona uğramış, ve bu dejenerasyon toplumu, kendi geçmişini inkar eder ve hatta onunla kavga eder hale getirmiştir. Oysa ki önceleri bu güne göre daha çok sencil bir anlayışa sahiptik. Nereden mi biliyorum çünkü ben de o dönemin sonlarına ulaşabildim. Çocukluğum böyle bir dönemde köyde geçti ordan biliyorum. O dönemde köyler ekonomik anlamda oldukça zayıftı. Bizim eve sık sık et alınmazdı. Ortalama üç ayda bir et alan babam, aldığı zaman ise eti en az 3-4 kg alırdı. Bir keresinde bunu ona sordum,
-neden 3-4 kg et alıyor ve onu da seyrek alıyorsun? eti daha az alsan, mesela 0,5 ya da 1 kg olsa ve daha sık alsan olmaz mı? dediğim de babam,
-oğlum 3 - 4 kg alıyorum ama hepsini biz mi yiyoruz bir düşün dedi.
-hayır dedim
-peki ne yapıyoruz? diye yeni bir soru daha sordu. İşte o anda benim jeton düşmüştü. Gerçekten de alınan eti annem bir güzel kavuruyor tabaklara koyuyor ve yakın komşulara, daha kendi soframıza koymadan önce dağıtıyorduk. Hatta bu dağıtma görevini de ben yapıyordum. Ancak tüm komşulara dağıtıldıktan sonra kendimize düşeni oturup yiyebiliyorduk. Bu durum komşular için de geçerli idi ve aslında biz ayda bir iki kez et yiyebiliyorduk.

Yani sadece komşusu açken tok yatmamayı düstur edinmiş değildik. Kokusu komşusuna ulaşırda canı kalan ya da et alamayan olursa onun hakkına girilmiş olmasın diye aldığı eti bile yalnız yiyemeyen bir kültüre sahiptik.

Şimdi ise kim aç kim tok haberimiz bile yok haberimiz olsada umursamayanımız yok gibi. Niye çünkü, sen her şeyi tek başına başarırsın topluma ihtiyacın yok, diyen birileri bizi acayip gazladı da ondan.

İkinci örnek, yine çocukluk yıllarımdan arkadaşlarımızla, güzel erik ağaçları olan komşumuzun bahçesine girdiğimiz günden. Güneşli bir bahar günü komşumuz da hazır tarlaya gitmişken, ya da bi öyle sanırken, bahçedeki erikleri talan edelim istedik. Beş çocuk birden hunharca bahçeye girdik ve bize en yakın ağaçlara tırmandık. Tam eriğe elimizi uzatmıştık ki, tarlaya gittiğini sandığımız, komşumuzun sesini duyduk, -kim var ağaçta diye bağırıyor ve koşarak bize doğru geliyordu. Tabi o panikle hemen ağaçtan atladık ve birer erik bile yiyemeden yakalandık. Bahçe sahibinin geldiğini ilk gören arkadaşlardan üçü kaçmıştı. Biz iki arkadaş kaçamamıştık. Bahçe sahibi bizim kulaklarımızdan tutup birer de şamar aşk ederek evlerimize gönderdi.

Ağlayarak eve geldim, babam ne olduğunu sordu. Ben de; komşumuzun erik ağacına çıktığımızı ve erik yemeye fırsat bulamadan yakalandığımızı anlattım. Hatta komşumuzun kulaklarımızı çekip bize birer şamar aşk ettiğini de. Bunun üzerine babam oturduğu yerden kalktı kolumdan tutarak beni bahçe sahibinin evine götürdü. Aynı şeyi diğer arkadaşımın babasıda yapmıştı. Arkadaşım ve benim içimde müthiş bir sevinç vardı. Zira erik bile yiyemeden yediğimiz dayağın hesabını komşumuzdan soracaktı babalarımız.

Onlar önden biz arkadan az önceki bahçenin avlusuna girdik. Babam o amcaya seslendiğinde çok heyecanlı idik. Zira aslan babam öcümü alacaktı. Ama olay benim beklediğim gibi olmadı. Babam söze başladı ve; “bu veletler senin bahçene izinsiz girmiş ve erik ağacına çıkmışlar, sende onları yakalayıp birer şamar atmışsın doğru mu?” dedi. O amca da, “doğrudur” dedi. Babam bunun doğru olmadığını bizi sadece dövmekle helalleşilemeyeceğimizi komşumuzun kendi rızasıyla hakkını helal edene kadar onun işlerini yapmamız gerektiğini söyledi ve arkadaşımla beni orada bırakıp gittiler.

Benim için iki dakika önceye kadar kahraman olan babam, adamın işlerini yapmam için beni ve arkadaşımı ona teslim ediyordu, üstelik bahçe sahibinin böyle bir isteği olmadığı halde.

O amca bizi o gün öğlene kadar bahçede çalıştırdı ve pazara götürmek üzere az önceki talan etmek istediğimiz erikleri toplattırdı. İş bitip eve giderken de bize birer torba erik verdi. Babamın davranışı başta beni yıkmıştı ama sonra bir şeyi de öğrenmiştim. İzinsiz bir bağa girmenin cezası kulak çekilmesi ve yenilen tokattan çok daha büyüktü ve bu hakka dair bir şeydi.

Bu konuyla ilgili üçüncü ve son hikayemde şu. Biz üç kişilik bir aileydik. Bahar geldiğinde tarla işleri başlar ve her çiftçi gibi bizimde çeşitli araçlara ihtiyacımız olurdu. Her zaman bizim avluda bir ailenin ihtiyacı olan sayıdan fazla kürek, kazma, bel, orak vb bulunurdu. Her ikisi de rahmetli olan annem ve babam her kim bir maslahat (tarım aletleri) için kapımıza gelirse sorgusuz - sualsiz, ikiletmeden ihtiyacı karşılanırdı. Verilen aletler kırılmış, kaybolmuş olsa da hiç umursamazlardı.

Komşularımızdan bir tanesi aldığı araçları mütemadiyen ya getirmiyor ya da kırık getiriyordu. Bu komşumuz için annem babama -bey bunlara bir şey vermesek olur mu?- dediğinde babamın çok kızarak -olmaz öyle şey ihtiyacı olanın ihtiyacını karşılamayacaksak komşu olmanın ne anlamı kalır demişti.

Benim köyümde son yıllara kadar ne traktörlerin ne de otomobillerin kapıları kilitlenmez ve hatta anahtarları bile üstünde bırakılırdı ki ihtiyacı olan kullanabilsin diye. Evlerde misafirsiz gün geçmez hatta Allah misafiri diye kahveye gelenler eve getirilip karnı doyurulurdu. Bu bereket sayılırdı. Hatta hafta da bir misafir ağırlanır ve eğer misafirsiz bir hafta geçirilir ise insanlar kendini sorgular ve bereket kesilmesinin nedeni araştırılırdı.

Bu toplum bir zamanlar bencil bir anlayışa sahipti. Bu gün ise olay tam tersine dönmüş ve sadece “bencil” bir anlayış herkese ve toplumun her katmana egemen olmuş durumda.

Uzun lafın kıssası bundan yalnızca 25-30 yıl önce az paramız çok huzurumuz vardı. Şu anda çok paramız var ama aynı zamanda arsızımız, yalancımız, dolandırıcımız, kazıkçımız da eksik değil.

Ve bunlara birileri kişisel gelişiminiz iyi olursa ve öz güveniniz tavan yapmışsa hayatta daha başarılı okursunuz dedikleri için böyleyiz ve mutlu da değiliz.

Belki eskiyi iyi bu günü kötü olarak görmem ve/veya göstermem nostaljidir ( geçmişe özlemdir) ama durum da maalesef bu. Kanımca bu durumdan kurtulmanın tek yolu da yeniden biz olabilmekten geçiyor. Vesselam.
 
Etiketler: YENİDEN, BİZ, OLABİLİR, MİYİZ?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
12 Temmuz 2019
DOSDOĞRU OL!
09 Temmuz 2019
BİR GEZİNİN ANATOMİSİ
02 Temmuz 2019
İNSAN
27 Haziran 2019
MADDE # MANA 1
25 Haziran 2019
BOZULDU
20 Haziran 2019
NE YAPSIN?
17 Haziran 2019
OKU DEDEN GİBİ OL!
14 Haziran 2019
MEZUN ÖĞRENCİLERE
09 Haziran 2019
PAGAN İNANCI-ATEİZM VE VAHŞİ GELECEK
03 Haziran 2019
ÖZGÜRLÜK
27 Mayıs 2019
GELECEK ÜZERİNE DÜŞÜNMEK
24 Mayıs 2019
YİNE
23 Mayıs 2019
ÇAM KOZALAĞI VE GENÇLİK
16 Mayıs 2019
SEN DEĞİL MİSİN?
13 Mayıs 2019
ALGI HERŞEYDİR!
11 Mayıs 2019
OLMA
06 Mayıs 2019
TERÖRİZM İLE NASIL MÜCADELE EDİLİR?
26 Nisan 2019
HOŞGELDİNİZ
22 Nisan 2019
SENYORAJ HAKKI
18 Nisan 2019
UNUTTUK
15 Nisan 2019
EĞİTİM VE ÖĞRETİM ÜZERİNE
12 Nisan 2019
Necmettin Kuyucuy’a
08 Nisan 2019
BLOKCHAİN -İŞLEMİN NİKAHI
03 Nisan 2019
AŞKIN ELİNDEN
01 Nisan 2019
DÜŞÜNCE
29 Mart 2019
BATIL BATIYA
25 Mart 2019
DATAİZM
21 Mart 2019
FOBİNİZ İSLAM MI?
18 Mart 2019
ZAFERİ MUAZZAMA ÇANAKKALE
06 Mart 2019
EY GAFİL
04 Mart 2019
DİKKAT “DA VİNCi” ÇIKABİLİR
28 Şubat 2019
SAKIN UNUTMA
24 Şubat 2019
MUHASEBE
21 Şubat 2019
DİKKAT ET
18 Şubat 2019
ORYANTALİZM
13 Şubat 2019
BUNU BİL
11 Şubat 2019
DİJİTAL DERSHANE Mİ?
06 Şubat 2019
NEDENDİR?
04 Şubat 2019
YENİ SINAV SİSTEMİ
31 Ocak 2019
HATAYA DÜŞME
28 Ocak 2019
TEŞEKKÜRLER ÖĞRETMENİM
23 Ocak 2019
ANAM - BABAM’A ARZ-I HALİM
21 Ocak 2019
BÖLGESEL VE KÜRESEL DENKLEMDEKİ KİLİT ÜLKE İRAN
17 Ocak 2019
ACEP
13 Ocak 2019
FARKINDA MISINIZ! YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ KURULUYOR.
09 Ocak 2019
MODERN DÜNYA DERLER NEREDE HANİ?
06 Ocak 2019
SOSYAL VARLIK OLARAK İNSAN
02 Ocak 2019
BİZE KALDI BU VATAN
29 Aralık 2018
DİKEY TARIM NE DEMEK?
26 Aralık 2018
ADEMOĞLU
24 Aralık 2018
AVRUPA KÜLTÜRÜNÜN KAYNAĞI: PAGANİZM
19 Aralık 2018
UZAK OLSUNLAR
16 Aralık 2018
TOPRAK KÜLTÜRÜ
12 Aralık 2018
HAK’IN RIZASI
09 Aralık 2018
YEMEN’İN HALLERİ
06 Aralık 2018
BİZDEKİ HALLER
02 Aralık 2018
VATAN PARÇASI KIBRIS
28 Kasım 2018
EYVAH CİHANDA YANGIN VAR
26 Kasım 2018
YAPAY ZEKA
22 Kasım 2018
AŞK DESTANI
19 Kasım 2018
STANFORD ÜNİVERSİTESİ VE SİLİKON VADİSİ
14 Kasım 2018
ÜÇ GÜNLÜK HİKAYE
11 Kasım 2018
TÜRKLERİN ÇEVREYLE İMTİHANI
08 Kasım 2018
HALİ NİCEDİR
03 Kasım 2018
ATEŞ KÜLTÜRÜ
31 Ekim 2018
DEMİŞLER
28 Ekim 2018
TARİH TEKERRÜR MÜ EDER?
24 Ekim 2018
DÜNYA DEDİĞİN
21 Ekim 2018
KUTULAR VE HAYAT
17 Ekim 2018
OĞUL
14 Ekim 2018
SİGARA VE DUMAN
10 Ekim 2018
NASIL BİR EĞİTİM?
05 Ekim 2018
ALLAHIN’IN SÖZÜ VAR
03 Ekim 2018
NASIL BİR EĞİTİM?
30 Eylül 2018
MERHABA
26 Eylül 2018
ÇİMENTOMUZ DOĞRULUK
Haber Yazılımı