Yazı Detayı
12 Aralık 2018 - Çarşamba 21:56
 
VERMEYİNCE MÂBUT
RECEP ŞEN
Eğitimci
 
 
Devir, Padişah İkinci Mahmut devridir ve devran sürüp gitmektedir. Padişah, günlerden bir gün tebdili kıyafet edip, şu memleketi bir gezeyim, ahalinin durumu nedir yerinde göreyim demiş. Çıkmış şehrin çarşısını dolaşmaya başlamış. Derken bir kahvehaneye uğramış. Kahvehane tıka basa insan dolu. Çayların biri geliyor, diğeri gidiyormuş. Bir sandalye çekip masaya oturmuş. Kahvehanedekiler bağırarak, sürekli isteklerini söylüyorlarmış: “ Tıkandı Baba demli bir çay, Tıkandı Baba orta şekerli bir kahve…”

Olan biteni pür dikkat izleyen Padişah İkinci Mahmut çaycının niçin herkes tarafından Tıkandı Baba diye çağrıldığını merak etmiş ve yanına çağırmış. Çaycı isteğinin ne olduğunu sorunca: “Bir demli çay getir de hele gel, şöyle otur! Şu Tıkandı Baba mevzusunu bi anlat bakalım, merak ettim doğrusu.” Tıkandı Baba karşısındakinin padişah olduğunu bilmeden: “Uzun meseledir bu evlat, anlatmaya kalkarsak…” diye cevap vermiş. Padişah da: “Olsun sen anlat baba, anlat. Ben merak ettim bu işin sırrını!”

Tıkandı Baba, karşısındakini kırmak istemez, başlar hikâyesini anlatmaya: “ Bir gece rüya gördüm. Her taraf kalabalıktı. İnsanların her birinin bir çeşmesi vardı, şırıl şırıl akıyordu. Benim çeşme de akıyordu ama onlarınki gibi akmıyordu. Az akıyordu. Kendi kendime, benimki de böyle gürül gürül aksa diye içimden geçirdim. Elime bir kuru sopa aldım ve suyun aktığı oluğu açmaya çalıştım. Çalıştım ama elimdeki sopa çat diye ortadan ikiye ayrıldı. Sopa kırılınca hep ten tıkandı ve akan su da akmaz oldu. Damla damla akmaya başladı bu sefer. Ben de onların çeşmesi gibi akmasa da eskisi gibi az akmasına da razıyım dedim. Kendi kendime böyle diyor, bir yandan da tıkanan oluğu açmaya uğraşıyordum…”

Padişah araya girdi ve sordu: “Eee ne oldu sonra?”

Tıkandı Baba devam etti hikâyesine: “ O arada nurani yüzlü bir zat göründü.Bana yaklaşarak şöyle seslendi: “Tıkandı baba, tıkandı. Bırak boş yere uğraşıp durma!” Durum bu. O günden bu güne adımız Tıkandı Baba kaldı. Hangi işin ucundan tuttuysam muvaffak olamadım. Ne yapalım işte, gördüğün gibi çaycılık yapıp ekmek paramızı çıkarmaya çalışıyoruz.”

Padişah bu hikâyeyi merakla dinledikten sonra vedalaşıp kahvehaneden dışarı çıkmış. Adamlarına emir vermiş : “ Emrimdir tez yerine getirile. Bu adamcağıza her gün bir tepsi baklava vereceksiniz! Her baklava diliminin altına bir altın koyacaksınız. Bu emrim eksiksiz bir ay boyunca yerine getirilecek!”

Şimdi diyeceksiniz ki, oh be Tıkandı Baba’nın bahtı güldü. Acaba öyle mi oldu? Devam edelim hikâyemize. Padişahın adamları ertesi akşam baklava tepsisini Tıkandı Baba’ya getirmişler. Baklavalar da taze mi taze, nefis mi nefismiş. Tıkandı Baba, tepsiyi eline aldığı gibi evin yolunu tutmuş. Eve doğru ilerlerken içinden: “Epeydir ağız tadıyla tatlı yememiştim. Bu akşam bir tatlı ziyafeti çekeyim bari kendime.” demiş. Demiş ama paraya da ihtiyacı varmış, sizin anlayacağınız evde eksik çokmuş yani. Vazgeçmiş bu ziyafet işinden. Baklavaları satmaya karar vermiş. İnsanların kalabalık olduğu bir yere tezgâhını açmış ve başlamış bağırmaya: “Nefis baklavam var, taze baklavam var!”

O böyle bağırıp müşteri çağırırken bir adam yaklaşmış yanına. Adam baklavaları görünce beğenmiş ve bir tepsi baklavayı almaya karar vermiş. Girişmişler pazarlığa aşağı yukarı derken bir fiyatta karar kılmışlar. Adam parasını verip baklava tepsisini almış. Tıkandı Baba da baklavadan kazandığı parayla evinin ihtiyacı olan eksiklerden bir kısmını alıp evin yolunu tutmuş.

Baklavayı alan adam evine gelmiş. Çoluk çocuk toplanmışlar baklava tepsisinin başına. Adam bir dilim baklava almış, ağzına atmış. Baklava diliminin altında bir altın var. Eline alıp bakmış bir de ne görsün, sahiden sapsarı altın! Adamcağız şaşırıp kalmış bu işe. Sevinç ve şaşkınlık bir arada bir tane daha almış, o dilimin altında da altın varmış. O akşam epey altın sahibi olmuş.

Altının tadını alan adam acaba yine o baklavacı'yı orada bulabilir miyim diyerek evden çıkmış. Padişahın adamları yine Tıkandı Baba’nın bir tepsi baklavasını getirip teslim etmişler. Tıkandı Baba yine satmış baklavaları o adama ve evinin ihtiyaçlarını almış. Ertesi akşam yine aynı şey olmuş fakat bu sefer müşteri: “Baba, baklavaların harikaymış. Biraz indirim yaparsan her akşam gelir senden alırım böyle. Biraz indirim yap, olur mu?” demiş altınlardan hiç bahsetmeden. Hiçbir şeyin farkında olmayan zavallı Tıkandı Baba da: “Olur kardeşim tamam, anlaştık, her akşam gel buraya baklavaları satın alırsın.” demiş. Bir ay bu böyle devam etmiş. Padişahın adamları baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba da baklavaları o adama satmış.

Bir aylık süre dolunca Padişah adamlarını yanına almış: “ Haydi toplanın! Şu bizim Tıkandı Baba’ya bigidelim de bakalım, ne haldedir görelim.” demiş. Padişah bu sefer tebdili kıyafet etmeden varmış Tıkandı Baba’nın kahvehanesine. Padişah uzaktan şöyle bir süzmüş Tıkandı Baba’yı. Bakmış hayatında değişen bir şey yok! Yine eskisi gibi pejmürde bir halde görmüş onu.

Padişah bir anlam verememiş bu işe: “ Tıkandı Baba, de hele sana bir ay boyunca gönderdiğim baklavalar ulaşmadı mı yoksa?” diye sormuş. Tıkandı Baba cevap vermiş: “Gönderdiğiniz baklavalar geldi sultanım, Allah sizden razı olsun!”

Padişah merakla sormuş: “Ee sen ne yaptın o kadar baklavayı, söyle bakalım?” Biraz mahcup, biraz da suçlu bir edayla : “Padişahım, sizin gönderdiğiniz o baklavaları yemedim. Her akşam eve giderken sattım. O parayla da evin ihtiyaçlarını aldım.”

Padişah hafiften tebessüm ederek: “ Tamam Tıkandı baba, tamam! Mesele şimdi vuzuha kavuştu. Sen şimdi benimle gel, saraya gidiyoruz.”

Tıkandı Baba Padişah ve adamlarının peşine düşmüş doğruca saraya gelmiş. Tıkandı Baba’yı çil çil altınların olduğu sarayın hazine dairesine getirmişler. Padişah küreği uzatmış: “Tıkandı Baba al şu küreği, altınların içine daldır, küreğin ne kadar altın alırsa hepsi senin!” demiş. Tıkandı Baba kendisine denileni yapmış, farkında olmadan heyecan yapıp elindeki küreği ters tutarak daldırmış altınların içine. Küreği çekip çıkarmış. Bir de ne görsün, bir tane altın var. O altın da kürekten ha düştü, ha düşecek.

Padişah: “ Tıkandı Baba anlaşıldı, senin burada da nasibin yok! Sen şimdi şu benim adamlarımla beraber git, onlar sana ne derlerse onu yap!”demiş ve askerlerinden birini yanına çağırıp şu talimatı vermiş: “ Şimdi bu adamı alıp doğruca Üsküdar’ın en hoş manzaralı yerine götürün. Bir tane taş beğensin. Sonra da o taşı atabildiği kadar uzak mesafeye atsın. Attığı yere kadar olan yerleri bu adama verin!”

Padişahın adamları Tıkandı Baba’yı almışlar Üsküdar’ın en hoş manzaralı yerine götürmüşler. Padişahın emri üzere: “ Baba şuradan beğendiğin bir taşı seç!” demişler.

Bizim Tıkandı Baba: “ Ne olacak, niye seçeceğim ki?” demiş. Padişahın adamları: “Nedenini sorma baba, sen bir taş beğen işte!” Tıkandı Baba taş beğenmesine beğenmiş ama gitmiş küçücük taşlar dururken kocaman bir kayayı seçip beğenmiş: “Aha beğendim, ne olacak şimdi söyleyin bakalım?”

Padişahın adamları da şaşırmış kalmış: “Baba, şimdi bu taşı alıp fırlatabildiğin kadar uzağa fırlatacaksın. Yüce Padişahımızın emri üzere o mesafedeki yerleri sana vereceğiz.”

Tıkandı Baba taşı kaldırmış, tam fırlatıp atacakken elinden kaymış ve kocaman kaya kafasına düşmüş. Zavallı adamcağız orada vefat etmiş. Durum Padişaha iletilmiş. Padişah da tarihe geçen şu meşhur sözünü söylemiş: “Vermeyince Mâbut, neylesin Sultan Mahmut!”

O günden beri şansı yâver gitmeyen kişiler için söylenen bu söz, dilden dile intikal ederek bu günlere kadar gelmiş. Bahtınız her daim açık olsun dostlar. Selam ve dua ile hoşça bakın zatınıza!

ŞİİR FALINDAN:

Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez,
Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan.
Ziya Paşa
 
Etiketler: VERMEYİNCE, MÂBUT,
Yorumlar
Haber Yazılımı