Yazı Detayı
01 Nisan 2019 - Pazartesi 10:24
 
THESEUS’UN GEMİSİ VE BEN
TUBA İŞBİLİR
Tuba işbilir, Üniversite öğrenimini Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamış olup iyi bir eğitimci olmayı hedefledi.
 
 
Epeydir yoktum. Sisli dağların kar yumaklarına sarılan çığ olup düşen hayallerimin o heybetli yalnızlığından geliyorum. Gözümü açamadım henüz, ayazın sinen soğuğu nasıl uyuşturursa insanı ruhumda öyle lime limedir işte. Sesim içime kaçtığından beri dağ dağ beyazın çığ ile birlikte nasıl dağıldığını görüyor, ara ara uykularımdan beyaz bir geceye uyanıyor ve soruyorum yine ‘ben kimim?’

Beyaz ve uzun bir seyahatin yorgunluğu olsa gerek kalbime dolan harmoni, iç sesimi duymama engel oluyorken, yükü olmayanın yorgunluğu kimi ne kadar inandırırsa işte o kadar sessizim.

Açıklaması olmayan bir anlaşma gibi susuyorum kendime çünkü ben kimim?

Ara sıra geçmiş fotoğraflarımıza bakıyoruz. Anılarımızı yad ediyoruz, duruyor ve fark ediyoruz ki; zaman ne kadar da hızlı geçiyor değil mi? İçine sığamadığımız şu zaman mefhumunda ne çok şey değişiyor ve değiştikçe aynı kalmaya direnen ne çok şey var. Anılara ve hızla akan zaman sirkülasyonuna karşı bazen hala aynı geçmişteki kişi miyim diye düşünebiliriz.

Zamanla beraber değişen bedenimiz, yüzümüzün şekli, ellerimiz ve daha fazlası bilgi birikimimiz, karakterimiz… Eğer sürekli olarak değişiyorsam, nasıl kendim olarak kalabiliyorum? Bu soruyu destekleyen ünlü bir felsefi düşünme deneyi vardır.

Hikâye Yunanistan’da başlar. Yunan mitolojisinde oldukça iyi bilinen Theseus deniz yolculuklarıyla tanınır. Uzun deniz yolculuklarında karşılaştığı deniz canavarlarıyla baş etmeyi bilir ve hepsinden zaferle döner. Son olarak Girit adasında karşılaştığı insanlık için büyük bir tehlike olan bir yaratığı öldürmesiyle efsaneleşir. Kendisini bu zafere taşıyan gemisi Atina’da uzun yıllar boyunca sergilenir Theseus ’un anısına saklanır ve kutsallaşır. Ancak geminin ahşabı zamanla çürümeye başlar. Her seferinde çürüyen tahtalar yenileriyle değiştirilir. Nihayetinde geriye tek bir orijinal parçası bile kalmaz. Birçok filozof bu hikâye üzerinden şu sorunun yanıtını arar: Eski halinden eser kalmayan bu gemi hala Theseus ‘un gemisi sayılabilir mi? Ya da sökülen orijinal parçalarıyla yeni bir gemi yapılsa bu iki gemiden hangisi Theseus ‘un geçek gemisi olur?

Elbette ki mesele Theseus’un gemisi değildir. Bu metaforu insana uyarladığımızda farklı düşüncelerin ortaya çıkması kaçınılmazdır ve amacımız insanın değişmesinde ve gelişmesinde ki yorumumuzdur. Bu kısa hikâye değişmekten korkan ya da değişime açık olmayan zihinlerin cilalanmasına yardımcı olabilir. Kendi içimizde yaşadığımız paradoksun bizi yutmasına izin vermeden ben kimim sorusunun yanıtını bulmak, bulmaya çalışmak teoloji, felsefe, psikoloji, tasavvuf gibi birçok alanın derin mevzusu olduğunu görürüz. İnsanın anlam arayışındaki yolculuğunda kendine bir yer edinme derdinin olduğu gerçektir.

İnsan değişir mi? Değiştiğinde kendisi olarak kalır mı? Bebek çocuğa, çocuk gence, genç yetişkine dönüşür. Döngü böyledir. Peki Theseus’un gemisi gibi komple değişir miyiz? Tümüyle yenilensek yada yenilendiğimizi düşünsek bile geminin iskeletini tutan bazı tahtalar sabit durur mu? Değişmiş olmasının yanında gemiyi gemi yapan sahip olduğu materyalleri midir yoksa Theseus’un anıları mıdır? İnsanın da değişir yada değişmiş olmasına getirilen her yargı kendi içinde rasyoneldir.

Hücrelerimizin kendilerini yenilemesi yedi seneden daha fazla zaman almaz. Bunun gibi değerlerimiz, fikirlerimiz ve ilgilerimiz değişirler. Bazı şeylere geçmişte olduğumdan daha farklı bakabilirim. Gerçek şu ki ben hala daha önceki aynı kişiyim. Tüm değişikliklere rağmen, değişikliklerimin bana kattıklarıyla, geliştirildikleriyle aynı kişiyimdir.

Temelden bir fıtrat üzerine var olan insanın iskeletini tutan elbette ki ruhtur. İnsan; yaşadıklarıyla, okuduklarıyla, eğitildiği oranda değişir. Belki bambaşka biri gibi karşımızda dursa da değişmeyen tek bir şey vardır o da ‘kendisi’ olduğudur. Bizim değişim dediğimiz pozitif anlamda gelişmiş olması ve hatta kişinin kendisini bulmasıdır. Tam bu raddede şu soruyu soruyor insan kendine ‘sen kimsin? Bu hayatta ki amacın ne? 18 yaşındaki sen mi sensin, 40 yaşında ki sen mi sensin? Hangi sen? Bir insanı anlatırken yada anımsarken, bir insanın hayatından bir resim seçerken hangi yılına bakıyoruz. Mesela enistein’ı neden beyaz saçlı yaşlı fotoğrafını biliyoruz ve onunla anıyoruz? Çünkü onu o yaşlarında bilimsel buluşlarıyla bildik ve bildiğimiz yönünü bize kendini sundu.

Ben kimim diye sorduğumuzda kendimize neyle anılmak istediğimizin cevabını bulmak isteriz.

“Kimi zihinden, kimi bedeninden bilir kendini” peki ya sen kimsin?
 
Etiketler: THESEUS’UN, GEMİSİ, VE, BEN,
Yorumlar
Haber Yazılımı