Yazı Detayı
31 Ocak 2019 - Perşembe 17:33
 
SEMAVERDE KAYNAYAN HUZUR
RECEP ŞEN
Eğitimci
 
 
Semaver çayını sevmeyenimiz yoktur. Hele de şöyle yeşillikler arasında, doğanın içinde birkaç dost muhabbeti eşliğinde olursa değmeyin keyfine. Fokur fokur kaynarken bize derinden bir şeyler anlatır aslında semaver. Kulak verip dinlemek, semaver gibi içeriden yanmak lazım.

Semaver, bağrındaki kor ateşle fokur fokur kaynarken hiç halinden şikâyet etmez. Şu şarkıyı mırıldanır sanki: “Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime,/ Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime./ Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbâlime/Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime.” Bize lezzetli ve demi kıvamına ermiş bir bardak çay sunmak için aşkla kor ateşlerde yanıp durur semaver. Gönlü güzel insanlara hizmetkâr olmak için birileri semaver gibi aşkla yanmalı; yanmalı ki, dostların muhabbeti sürmeli.

Semaveri her görüşte aklıma bizim Yunus gelir, Yunus Emremiz, derviş Yunus. Bağrında alevlenen ateşle aşkı, fokur fokur kaynadıkça ıslık gibi çıkan sesiyle onun hikmet dolu şiirleri, bacasından tüten dumanla uzaklardaki sevgiliye gönderilen selam düşer hep yâdıma. Bağrından akan suyla demlenen çay ise aşkın gözyaşıdır, hem de kan renginde, sevda renginde.

Modern yaşamla birlikte kültürümüze ait birçok güzellikler hayatımızdan uzaklaşmış olsa da semaver ve çay modernitenin dayattığı yoz kültüre karşı ısrarla direnmeye devam etmektedir bugün. Çay içmek biz de bir kültürdür. Hem hüzünlü, hem de neşeli anlarımızda çay bardağı önümüzdedir hep.

Bize yabancıdır İngilizlerin icat ettiği beş çayı garabeti. Çay içmenin saati mi olurmuş Allah aşkına? Bizde çay her vakitte aranır ve içilir. Türk ve çay ayrılmaz iki bütündür, yani sadıkane iki dosttur. Evde, işte, bahçede, tarlada çaysız yapamayız. Çay olmazsa önemli bir şeyin eksikliğini duyar gibi rahatsız oluruz. Devlet dairelerinde bir odada, bir iş hanının merdiven altında, çarşılarımızdaki çayevi ve çay ocaklarında velhasıl çay günlük hayatımızın her anında bizimledir.

Çay ocakları veya çayevleri çok yaygındır bizim şehirlerimizde. Hayata dair, memlekete dair ahvali, havadisi buralardan öğrenebilirsiniz. Gündemin nabzı buralarda atar. Hayatın koşturmacası, yoğunluğu arasında nefes aldığımız yerlerdir buralar. Şehrin can damarlarıdır adeta. Hele bir de sohbet edecek birini bulursak aliyyül âla olur. Çaycılık mesleğini ve bizdeki çay ocaklarını başka kültürlerde bulamazsınız. Bu bize has bir özelliktir.

Şehirlerimizin zengin kültürel mirasına tanıklık etmeyi, yeni yerler keşfetmeyi, seviyorum. Gezerken aman bir yeri atlamayayım, kısa zamana birçok yer sığdırayım telaşıyla ister istemez yoruluyorum. Ama hiçbir zaman bu yorgunluktan da şikâyetim olmuyor. Tatlı bir yorgunluk bizimkisi. Bu tür gezmelerim esnasında arada bir oturup nefeslenecek kısacık molalar veririm kendime. Bu kısacık molalar için de mutlaka bir çay ocağını tercih ederim. Çay bütün yorgunluğumu alır ve ben kaldığım yerden devam ederim gezmeye. Güngörmüş çaycı, yabancı olduğumu anlar ve ben istemeden çayı önüme koyar, hoş geldin der, hal hatır sorar. O şehirle ilgili merak ettiğim birçok sorunun cevabını verir bana. Hatta gideceğim yerle ilgili yol tarifi de dâhildir buna. Bizim insanımız böyledir, sıcakkanlı ve samimi.

Eskiden kıraathaneler kitap, gazete okunan, sohbet edilen, insanımızın sosyalleştiği özel mekânlardı. İnsanlar arasında karşılıklı iletişim ve fikir alışverişi olurdu. Sözü dinlenir insanlar bu mekânların adeta şeref konuğuydu. Gençler bu insanlardan feyz alırdı. İstanbul’daki Küllük ve Marmara Kıraathanelerinde olduğu gibi. Bu mekânların vazgeçilmezlerinden biri de semaverde demlenen çaydı tabii ki.

Çayın semaverde demleneni makbuldür ve lezzetlidir. Semaver, kültürümüzün bir parçasıdır. Ehli tasavvuf arasında semaver ve çay sohbetinin ayrı bir yeri vardır. Çaysız sohbeti aysız geceye benzetirmiş erenler. Zihni uyanık tutar, gaflete mani olur çünkü çay. Allah adının zikredildiği her yerde ayrı bir huzur ve tad vardır. Semaver ve çay şiirleri, ilahileri edebiyatımızın zenginliklerindendir.

Tarih kitaplarında çay ve semaverin ta Türkistan’dan bu yana bizimle olduğu yazılmaktadır. Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerine ait bir menkıbenin varlığına şahit oluruz kitaplarda. Fevakihül Cülesa adlı Abdülkayyum Nasiri’ye ait eserde Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin bir Türkmen ailesinin evinde misafir olduğu ve burada kendisine sıcak çay ikram edildiği, bu çayın bütün yorgunluğunu aldığı, hastalara bu çaydan içerilmesini tavsiye ederek dua ettiği yazmaktadır. O yüzden çay Anadolu Erenlerinin de piri olan Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’den dualıdır. Bu yüzden erenler çaysız sohbet etmezler, semaversiz de çay içmezler.

Anadolu’da birçok evde sabahın aydınlığıyla, kahvaltı sofrası hazırlanırken semaver de fokurdar. Çaylar keyifle içilir. “Semaya yükselir dûd-ı siyâhı / Semaverle yapılır çay padişâhı” Sait Faik Abasıyanık’ın Semaver öyküsünde hikâyenin kahramanı Ali’nin en çok sevdiği iki şeyden bahsedilir. “Sabahleyin Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi.” Hikâyede annesinin her sabah Ali’ye kahvaltı hazırladığını ve semaverin bu kahvaltı sofrasının baş aktörü olduğunu okuruz. “Kızarmış ekmek kokan odada semaver ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de patron olan bir fabrikaya benzetirdi. Ondan yalnız koku, buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.”

Semaver ve çay sanki bir şifa kliniğidir. İnsanın ruhuna genişlik verir, dostları başına toplayarak muhabbete, kaynaşmaya vesile olur. Asıl maksat muhabbettir, bu muhabbetin bahanesi, vesilesi de semaverdir. Efkârın ne olduğunu bilene yârenlik eder semaver. Bu dünyanın gamı varsa, bizimde semaverde çayımızın demi var. Muhabbetiniz bol olsun dostlar!

ŞİİR FALINDAN:
Şimdi diyorum şimdi
Bir deniz, denizde vapur, gökyüzünde martı,
Semaverde çay olmalı,
Bir de çaya yâren.
(Cemal SÜREYA)
 
Etiketler: SEMAVERDE, KAYNAYAN, HUZUR,
Yorumlar
Haber Yazılımı