Yazı Detayı
23 Nisan 2019 - Salı 01:14
 
Ruhun Aynası Yüz: Eş Adayını Tanımak İçin Fizyonomi
DR. HABİB DEMİREL
Türk Kızılayı Samsun Şubesi Başkanı
 
 
Doğu Edebiyatı’nın en güzel, en efsunlu örneklerinden biridir Bin bir gece masalları… Masal içinde masal dinleriz. Ancak esas masal, Şehrazad ile Fars hükümdarı Şehriyar’ın masalıdır.

Pers şahı Şehriyar genç ve güzel karısının kendisini aldattığını öğrendiğinde kalbini yeni bir duygu doldurur: kin. Bütün kadınların nankör, sadakatsiz ve güvenilmez olduğu hezeyanına kapılır. Önce karısını öldürür. Sonra da korkunç bir seri ölüm dizisini başlatır. Her gece bakire bir kızla evlenir, geceyi yeni eşiyle geçiren Şehriyar, şafak vakti onun idam hükmünü verir. Bu seri ölümlere bir son vermek gerekiyordur artık. Genç, güzel Şehrazad ortaya çıkıverir, vezirin akıllı kızı.

Şehrazad’ın da Şehriyar’a bir oyunu vardır. Babasına, Şah ile evlenmek istediğini bildirir, babasının elinden bir şey gelemeyen çaresizliğine karşılık Hükümdarın büyük memnuniyeti üzerine evlenirler.

Evlendikleri gece Şehrazad son bir dilek olarak kardeşi Dünyazad’ı görmek ister; Şah güzel karısını kırmaz. “Ne de olsa sabaha karşı ölecek, bu arzusunu yerine getirmeliyim.” diye düşünür. Dünyazad geldiğinde ablasından bir istekte bulunur. “Ablacığım, ne olur, o birbirinden güzel masallarından birini son defa bana anlat!”

Hükümdarın müsaade etmesiyle birlikte Şehrazad birbirinden güzel masallar anlatmaya başlar. Gün doğmak üzereyken masalını en heyecanlı yerinde keser. Hükümdar masalın devamını anlatmasını istediğindeyse “Gündüz masal anlatılmaz.” diyerek, masalını ertesi gün tamamlar ve yeni bir masala başlar. Hikâyelerin sonunu merak eden Şehriyar, Şehrazad’ın idamını erteler de erteler… Ve bu böylece günlerce devam eder. Diğer gece aynısını, farklı bir masal ile yapar, o bitince bir masal daha… Bin bir gece masalları bittiğinde Şehrazad üç çocuk doğurmuştur. Şehriyar, karısı Şehrazad’ı sevdiğini anlayarak, ona güvenmiş, inanmıştır.

Ancak şu bir gerçek ki, Binbir gece masalları sadece bir masal olarak kalmalı. Hangi kadın, akşam evlendiği eşini şafak vakti öldürme planları yapan psikopat düşünceli bir adamla evlenmek ister sorusu zihinlerimizde oluşuyor. Hangi kadın ya da erkek böyle bir insanla aynı yatağa girmeyi isteyebilir ve düşünebilir?

Antik çağlardan beri bilginler fiziksel özelliklerimizden yola çıkarak kişiliği, insanın özünü anlamaya çalıştılar. Eşyanın ve kendisinin hakikatini anlama gayesindeki insan, elbette milyarlarca yaratılmışın birbirinin aynı şekilde yaratılmaması karşısında hayretini gizleyemezdi.

Filozof Kant fizyonomiyi “iç alemi gözlemleyen bilim dalı” olarak tanımlar.

Fizyonominin temelinde fiziksel özelliklerden yola çıkarak, insanın özünü, kişiliğini anlama çabası vardır.Örneğin alın bölgesi, entelektüel bölge, düşünme, muhakeme etme, seçenekleri tartma, yargıya varma, karar verme işlevlerinden sorumlu olan frontal bölgenin etkinliğinin işareti olarak yorumlanmalıdır. Kaşların üst kısmı, dışarı doğru çıkıntılı olan kişilerin orbitofrontal korteksle ilgili etkinliği söz konusu olabilir. Kaşların üst kısmında bu tür çıkıntı olan insanların kendi alanlarında buluşçu ve inovasyonel bakış açıları olan kişiler olduklarına çok defa şahitlik ettim. Nefes almamızı ve koku almamızı sağlayan burun ise beyinde içgüdüsel beyin bölgeleriyle ilişki içindedir, amigdal, limbik sistem gibi. Burun ve burun deliklerinin etkinliği içgüdüsel düşünceyi göstermektedir.

Ağız da aynı şekilde yeme, içmeyi sağlayan ve dokunma duyusunun en gelişmiş olduğu organımızdır. Ağız ve dudaklar haz ve içgüdüselliği ve cesareti göstermektedir. Kulaklar ise beynimizde anlama (Vernicke), düşünme alanları ve asosyasyon alanları ile ilişki içindedir. Kulakta heliks (dış kepçe) ve konka (iç çıkıntı) ilişkisine bakılarak kişinin anlama, algılama, düşünme ve karakter özelliklerine bakılabilir. Elbette yüz ve fiziksel özelliklerden kişilik analizi yaparken bir bütün içinde değerlendirmek gerekir. Bazı özellikler birbirinin etkisini artırırken kimi de bir özelliğin etkisini zayıflatabilir. Ben yıllardır insanların yüzünü okuyorum. On binlerce kişiyi inceledim ve tanımadığım bu insanların yüzünü her defasında doğru yorumladım.

Fizyonominin amacı, insanın kendini tanımasıdır, birbirini etiketlemesi değil. Kendini tanıyan insan kendi eksikliklerini, zayıflıklarını bilen insan, farkındalıkla olaylara daha net bakabilir, çeldiricilerini göz önünde bulundurarak daha sağlıklı kararlar alabilir.

Yaklaşık 2.400 yıl önce yaşanan hoş bir anekdottur; zamanın ünlü yüz yorumcusu Atinalı Zopriros, Sokrates için, “Şehvetin kurbanı bir ayyaştır.” der. Bunun üzerine Sokrates tebessüm eder ve şöyle söyler: “Meylim bu olabilir; fakat bunu ben iradem altına aldım.”

Sokrates’in vurguladığı şey; kendini tanımak, öz farkındalığı yakalamak ve irademizle bunu düzenlemek.

Eski Hint, Çin, Mısır ve Yunan uygarlıklarında ve bugün Batı’da fizyonomi olarak bilinen bu alan, İslam kültüründe ilmi sima/ ilmi kıyafet/ ilmi feraset olarak adlandırılmıştır. Fizyonomi ile ilgili yazılan ilk eser Aristo’ya atfedilmektedir. Aristo’nun De Natura Animalium adlı eseri önemlidir. Eski Yunan bilginlerinden Polemon, Platon ve Hipokrat; 18. yy’da İsviçreli Johann Casper Laveter ve 1940’larda Amerikalı Edward Vincent Jones bu alanda dikkat çeken isimlerdir. 19. yüzyılın başlarında Alman beyin uzmanı Franz Josef Gall’in kaydadeğer çalışmaları oldu. Gall, beynin farklı bölgelerinin, kişinin kabiliyet ve davranışlarına tesir ettiğini ifade etmişti ancak daha sonraları kriminal analizlerde bu görüşlerin istismar edilip ırkçılığa zemin oluşturması büyük bir talihsizlikti.

Doğuda ise bilinen ilk eserlerden biri İmam Şafi hazretlerine aittir. İmam Şafi’nin bu eseri günümüze ulaşabilmiş değildir. Muhiddin Arabi’nin Tedbiratül İlahiye’si ve Fütühatül Mekkiye’si, Ebubekir El Razi’nin Kitabül Mansuri’si, Fahreddin Razi’nin Kitabül Firaset’i, Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi’nin ve Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin kıyafetnameleri bu alanda öne çıkan diğer eserlerdir.

Fiziksel yapının karakterle olan ilişkisinin ilahi bir kural olduğunu belirten İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname’sinde, Yüce Yaratıcı’nın ruhumuz ile bedenimizi uyumlu olarak yarattığını ve insanın, fiziksel özelliklerine ferasetle bakarak yakınları ve dostlarının iç dünyasını algılayabileceğini, ona göre bu insanlarla olan ilişkilerini düzenleyerek onlara daha yakın durabileceğini yahut uzaklaşacağını ve dahası kendini de daha iyi tanıyacağı, analiz edeceği için ahlakını tamamlama noktasında kendine daha çok yardımcı olacağını söylemektedir.

Nasıl ki biz bir mağazaya gittiğimizde yüzlerce, binlerce kıyafet modeli, farklı desen, tasarım ve tarz arasından kendimize uygun olan, bize yakışacağını ve bizimle uyumlu olacağını düşündüğümüz tercihlerde bulunursak fizyonomi de Evrenin Sonsuz Sahibi’nin yarattığı milyarlarca ruha, kişiliklerine uygun beden kıyafetini giydirdiğini söyler. Fizyonominin özü de işte budur.

İbrahim Hakkı dilinden:
“Ne kimseden incinsin ne de kimseyi incitsin.”
Evliliklerde& İlişkilerde Fizyonomi

Seminerlerimizde en çok sorulan soruların başında bu geliyor. Nasıl bir adamla, kadınla evlenelim? Dayakçı/ zalım erkekler yüzlerinden belli olur mu? Ya kadınlar, en eğlenceli, neşeli, kin gütmeyen, yük olmayan yük alan hanımlar nasıl olur? Beyler, bayanlar nasıl yüz tipinde biriyle evlenirsem daha mutlu olurum diye soruyorlar; ya da kız/ erkek arkadaşlarının fotoğraflarını göstererek yorum yapmamızı isteyenler oluyor. Bir arkadaşımız elinde bir fotoğrafla geldi; beyefendinin yüzünü sordu. Belli ki bir nişan fotoğrafıydı. Düğün ne zaman diye sorduğumuzda “Bir hafta sonra.” cevabını alınca “Mutluklar dileriz, Allah hayırlı uğurlu etsin.” dedik. “E Hocam resmi yorumlamadınız?” diye çıkıştı arkadaşımız meraklı meraklı. “Düğün bir hafta sonra, öğrenip ne yapacaksın, Allah mutluluklar versin.” diyerek ve gülüşerek arkadaşımızı uğurladık.

İlişkilerde, evliliklerde, dostluklarda birbirini tamamlayabilmek ilişkinin ömrü açısından çok büyük önem oluşturuyor. Kendimize çok benzeyen özellikteki insanlarla olan ilişkilerimizde benzer kişilik özellikleri, bazen ilişkinin sonunu getirebiliyor. Sözgelimi iki tarafın da çok inatçı kişilik özelliğine sahip olduğu ilişkilerde en ufak tartışmalar “çözümlenemez büyük sorunlar”a dönüşebiliyor. İki taraf da çözüm için adım atmıyor/ atamıyor. Yahut iki tarafın da kariyer anlamında çok hırslı olduğu ilişkilerde, eşlerin her ikisinin de iş hayatını birinci plana alması evde mutsuzluğu beraberinde getirebiliyor. Evlilik yaşının ilerlemesi zaten ilişkilerde birçok açmazın temel nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Kişilik dediğimiz mefhum, yirmili yaşların başında gelişiyor ve ortalama evlilik yaşı olan 30’lara geldiğimizde artık “kurumsallaşmış” bir insan oluyoruz. Esneme payı hemen hemen hiç olmayan, değişime nadiren açık, katlanma katsayısı çok azalmış ve enerjisi tükenmiş bireyler oluveriyoruz.

Oysa “aşk” bazen değişmeyi gerektirir, birbirinin rengine bulanırken bir bakmışsın, sen başka bir sen olmuşsun, başka renklere bürünmüşsün.

İlişkilerde şunu kesinlikle söylüyorum ki, çiftlerden biri çok hırslıysa diğeri daha dingin, biri kariyer peşindeyse diğeri daha çok aileyi ve ilişkiyi ön plana alan karakterler olmalıdır. Aksi takdirde, boşanmaların sıklıkla karşılaşılan bir durum olduğunu hepimiz biliyoruz. Fizyonomiye göre yüz tiplerinden birkaç örnek vermek gerekirse dikdörtgen yüzlü kişiler mücadeleci, sebatkar, kararlı, hırslı, tuttuğunu koparmaya odaklı insanlardır. Yuvarlak yüz ise neşeli, içinde kin tutmayan, dışadönük, anı yaşayan, aileyi çok önemseyen, eğlenceli kişilerdir. İki tarafın da dikdörtgen yüz kişilik özelliğine sahip olduğu ilişkilerde tolerans ve anlayış çok daha azalıyor. Bir taraf darılıp gönül koyduğunda, karşı taraf da aynı şeyi yaptığında ilişki satranç oyununa dönüşüyor maalesef. Ancak dikdörtgen-yuvarlak yüz kişilik özelliklerine sahip çiftlerin evliliklerinin, ilişkilerinin daha uyumlu ve daha kolay yürüdüğünü söylemeliyim. Kendimize çok benzeyen kişilik özellikleriyle anlaşabileceğimiz yanıltıcı bir bilgidir. Kâinat tamamlanma üzerine kurulmuştur.

Yazının devamını 2. bölümde yayınlayacağım. Aşağıdaki başlıkları açıklamaya çalışacağım.

İsrail’deki üstün yetenekli ve normal çocukların öğrenim sistemi
Türk Eğitim sisteminin “Öğrenme Sistemi”ne dönüşmesi
Müfredatın nasıl güncellenmesi gerektiği
Üstün yetenekli ve dahi beyinli çocukların fizyonomi ile tespit edilerek özel öğretim programlarının oluşması
Beynin “kulan ya da kaybet” kuralı.
Sevgi ve dostlukla.
 
Etiketler: Ruhun, Aynası, Yüz:, Eş, Adayını, Tanımak, İçin, Fizyonomi,
Yorumlar
Haber Yazılımı