Yazı Detayı
14 Ekim 2018 - Pazar 19:58
 
HER ŞEY GÜZEL OLMAYACAK
TUBA İŞBİLİR
Tuba işbilir, Üniversite öğrenimini Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamış olup iyi bir eğitimci olmayı hedefledi.
 
 
Uyumak ve yeniden uyanmak umuttur. ’Yeni bir güne uyanmak istemiyorum’ demişti. Çünkü uyandığında her şeyin olduğundan daha başka olmayacağını biliyor ve kendini bu teslimiyete emanet etmek istemiyordu.Sabahlamayı ahdederken uyuyakaldı, gözlerini yeniden açmak zor olmadı. Kalbindeki burukluğu hafifletmenin yollarını aramadı. Zamanla geçer miydi bir fikri yoktu, zamanla bulabilir miydi cevabını bilmiyordu.

Allah’ım pasta mı daha büyüktür dünya mı?

Cevabını uzaydan dahi baksa bulamayacağı bir sorunun muhatabıydı. Aylarca hatta yıllarca aradı. Kime sorsa “her şey çok güzel olacak” diyebildi sadece. Ezberlenmiş, karar verilmiş, umutsuzca inanılmış… Her şey güzel olacak mıydı?

Her şey güzeldi; güneş doğması gerektiği yerden doğup, batması gerektiği yerden batıyor. Rüzgâr çiçeklerin başını okşayarak esiyor, deniz seher vaktinden sonra güneşi sanki kendi rahminden doğurur gibi tüm kızıllığıyla yansıyor retinamıza.

Kuşlar, ikindi kerahetinde kavlan ağacına sarılarak ruhumuzu dinlendiren o coşkulu senfonisini sunuyor ve ayın her on dördünden on dördüne ay dolunaya, dolunay hilale everiliyor.. Aslında her şey olduğu gibiydi. Ama “her şey” in güzel olduğu söylenemezdi. Çünkü her şey güzel olmayacaktı. Bu öylesine kuru kuruna inanılacak fakir tesellisinden başkası değildi. Ola ki burası dünyaydı ve her şeyin güzel olacağı yer değildi. Neden sonra hatırladı ki; “biz göğü, yeri ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.” (Enbiya 16-17) denildiğini.

Nitekim salt mutluluk; yolculuğumuzu tamamladığımızda, gurbet sona erdiğinde ruhumuz eldiveninden sıyrılan el gibi bedenimizden sıyrıldığında cennete, özüne Rabbine ulaştığında tadılacak bir meseleyken, dünyanın imtihan mekanı olduğu gerçeği asla değişmeyecekti. Masum kanı dökülesi, çıkar için kul hakkı yenilmesi, ihanetlerin sonu dünyanın vadesi dolana kadar gelmeyecekti. Dünya böyleydi.Bir yandan insanı uçuruma götüren düzeltmekle yükümlü olduğu her şeyin altüst olmasına sebep olan kaos ortamı bir yandan yaratıcının kullarına kendini hayran bırakan o ihtişamlı güzellikleri.

İçindeki dünya ile hiç şaşmadan devam eden bu muhteşem sirkülasyona, dış dünyaya karşı savaşın galibi kim gelecekti. Bu döngü değişmiyorsa, yaşanılanlar değişmiyorsa, zaman geri akmıyorsa, güneş istediği saatte doğmuyorsa savaşın galibi belli değil miydi?

Besbelli ki her şey olduğu gibi kalmak zorundaydı ama o böyle kalmamalıydı. Onda bir şeyler değişmeliydi. Çünkü “her şey ”in dışında tikel olan o, güzel olursa yine her şey güzel olmayacaktı ama sınavı kazanabilecekti. Uzaya çıksa da göremeyeceği sorunun cevabı içerisindeydi.

“Allah’ım pasta mı büyük dünya mı bilmiyorum ama benim kalbim hepsinden büyük”.

Çünkü “Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi olur; bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o ‘kalp’tir.” (Buhari,İman) denildiğini anımsadı, sıyrıldı her şeyin içinden. Kalbini Rabbine doğrultan bir insanın duyduğu acziyetle güven arasında bir yükselişti bu.

Kalbi güzelleştirmek, yıkımlardan sonra restore etmek elimizdeydi. Çünkü değişen hücrelerimizle birlikte kalbimizle dirilebilmemiz mümkündü. Bu dünya için en büyük umut bu olsa gerek..
 
Etiketler: HER, ŞEY, GÜZEL, OLMAYACAK,
Yorumlar
Haber Yazılımı