Yazı Detayı
03 Ocak 2019 - Perşembe 15:55
 
GÖNÜL GEL SENİNLE MUHABBET EDELİM
RECEP ŞEN
Eğitimci
 
 
Gönül dedik çıktık yola. Yönümüzü, gönlümüzü çevirdik gönül ehlinin yoluna. Gözümüz, gönlümüz aydınlığa çıktı karanlık dehlizlerden.

Hani Seyrâni’miz diyordu ya : “Ben gönlümü toprak sandım taş imiş/ Meğer taşa tohum ekilmez imiş.” Seyrâni’nin deyişiyle, biz gönlümüzü toprak sanıyorduk, meğer taş imiş. Taş gönülde hiçbir şey bitmeyeceğini hatırlattılar bize. Toprak gibi mütevazı olmak gerektiğini öğrettiler. Nasıl olsa birgün toprak olacağız. Topraktan geldik toprağa gideceğiz. Topraktaki sırrı iyi anla dediler.

Şark’ın büyük bilgelerinden Şeyh Sadi Şirazi, Gülistan adlı hikmet pınarı kitabında şöyle bir hikâye anlatır: “Bir gün hamama gitmiştim. Güzel huylu ve sevimli bir dosta rast geldim. Bana hoş kokulu bir parça kil verdi. O kile sordum: "Sen misk misin, yoksa amber misin? Senin bu güzel kokun, beni benden aldı." Kil bana şöyle cevap verdi: "Ben basit bir kil idim. Fakat bir zaman, gül ile arkadaş oldum. Onun güzel kokusu bana sindi. Yoksa ben, sıradan bir toprak parçasıyım."

Engin gönüllülerden gördük ve öğrendik, ne öğrendikse. Bu dünyada bir varımız yok, hiçiz. İnsanın hiçliğini bilmesi ne büyük erdem… Neyimiz varsa güzellikten, iyilikten yana, hepsi bize gönül ehlinden yadigâr...

Attar dükkânına giren ıtır kokarmış. Biz de gönül ehli olanlardan aldık iyilik ve güzellik adına birçok şeyi. Hayatımızda bir tat, bir lezzet, bir güzellik varsa, Yunusların Mevlanaların sofrasından ağzımıza çalınan bir parmak baldandır.

Onların engin gönüllerinde kendimize sığınak aradık. Bize de elbet bir yer bulunur lütfü keremlerinden diyerek hep umutla yaşadık. Çünkü onların durduğu kapının umutsuzluk, karamsarlık kapısı olmadığını gördük.

Yunus diliyle : “Hakkı seven kullar ile/Çağırayım Mevlam seni” diyerek münacatta bulunduk Yüce Rabbimize. Çünkü Rabbimiz bir kutsi hadisinde: “Ben bir kulumu seversem, onun gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” buyurmuştur. Bizde duamızı onların duasına kattık. Gönüllerimizden onların gönüllerine köprüler kurduk, birleştirdik. Onlardan yana olduk. Sevdik onları, sevdikçe anlam kazandı hayatımız.

“Veliler üstatlar ettiler himmet,/Bize Yaradan’ ın kuludur diye.” Mısralarını söyleyen şair ne güzel anlatmış gönül ehlini. Onların gayesi Hakk’ın kullarını sevgi ile, rıfk ile, merhamet ile yine O’nun yoluna davet etmek. Sevgidir onların yolu, sevgidir onların düsturu.

Onları anlamak için sükût edip, yine onları dinlemek, okumak lazım. Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaşlar, Hacı Bayramlar... Haydi onları dinleyelim bir nebzecik!

Adamın biri haksız kazançla aldığı bir ineği Hacı Bektaş Dergâhına bağışlamak ister.Yaptığı bu hatadan pişmandır ve ineği alır dergâha götürür ve der ki: “ Ben bu ineği haksız kazançla aldım ama sizin dergâhınıza bağışlamak istiyorum alır mısınız?”

Hünkâr Hacı Bektaşi Veli: “Yardım severliğin ve cömertliğin için sağol ama biz bu ineği alamayız!” der.Hırsız bu defa ineği alır ve Mevlana’nın dergâhına götürür ve ona sunar, der ki: “ Ben bu ineği haksız kazançla aldım ama sizin dergâhınıza bağışlamak istiyorum alır mısınız ?”

Aşk yolunun eri Mevlana: “Eğer bu senin gönlünden kopmuşsa tabi ki alırız!”cevabını verir.

Adam şaşırır bu işe. Biri aldı diğeri almadı. Bunun sebebini merak eder ve Mevlana’ya sorar: “Senden önce bu ineği, Hacı Bektaş’a götürdüm ama o haksız kazançla alınan maldır diyerek almamıştı. Siz ise bunun haksız kazançla alınan mal olduğunu bile bile aldınız. Bunun sebebi nedir?”

Mevlana, adama şöyle cevap verir: “Haklısın, Hacı Bektaş bir kartaldır o her leşe konmaz!”

Mevlana’dan bu cevabı alan adam düşer yola ve Hacı Bektaş Dergâhı’na varır. Bu sefer Hünkâr’a sorar: “ Senin dergâhına getirdiğim bir inek vardı ya hani, o ineği sen almamıştın. Ben de onu Mevlana’ya götürdüm, o aldı. Nedir bu işin aslı?”

Hacı Bektaş Veli bunun üzerine adama şu cevabı verir: “Bak, biz bir avuç suyuz ve bir damla pis su bizi kirletir. Oysa Mevlana bir okyanustur. Ona bir damlacık pis su tesir etmez, onda kaybolur, o okyanusa kirli gelen arınır. Anladın mı şimdi bu işin aslını?”

İşte gönülse gönül, sevgiyse sevgi, mütevazılıksa mütevazılık... Ey gördüğünüz kusuru insanların yüzüne şamar gibi çarpanlar, ey dedektif gibi ayıp arayanlar, bezirgânlık yapanlar siz de bu kıssadan bir hisse kapın. Kapın da etrafınızdaki insanları gücendirmeden, nefret ettirmeden Hakk’ı, hakikati anlatın. İnsan halinden, psikolojisinden anlayın biraz. Beceremiyorsanız sükût edin lütfen. Gönül kazanın, gönül yapın. İnsan biriktirin, insan!

Bir gün sormuşlar bilgelerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” O da şöyle cevap vermiş: “Fark vardır tabi olmaz mı hiç? Hem de dağlar kadar! Bunu sana göstereceğim, yaptıklarımı iyi takip edersen anlarsın.”

Önce sevgiyi dilinden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine, derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş. Arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar…Bilge kişi: “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.” diye de bir şart koşmuş.“Peki...” demişler ve çorba içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine bilge kişi: “Şimdi, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.” demiş. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen güzel insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. Buyurun deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve Allah’a şükrederek kalkmışlar sofradan.

Bilge kişi şöyle demiş: “İşte, kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim ki sevdiğini, dostunu düşünür de doyurursa, o da sevdiği, dostu tarafından doyurulacaktır.”

Ne dersiniz, gönül ehlinin hali başka değil mi? Bugün modern dünyada pek alışık olmadığımız bir davranış biçimi bu. Alışık olmadığımız ama şiddetle ihtiyaç htiğimiz bir davranış biçimi aynı zamanda.

Gerçek sevgiye ermemiz dileğiyle... Muhabbetiniz daim olsun, gam ve telaş size uğramasın efendim!

NOT: 28.12.2018 tarihinde yeni çıkan “ ŞİİRLERDE BUL BENİ ” kitabımızın imza gününde bizi yalnız bırakmayan, mazeretini bildirerek katılamayan, kitabımıza yakın ilgi gösteren, kitaplığında yer ayıran tüm dostlara binlerce teşekkürler.

ŞİİR FALINDAN:
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Erdem Bayazıt
 
Etiketler: GÖNÜL, GEL, SENİNLE, MUHABBET, EDELİM,
Yorumlar
Haber Yazılımı