Yazı Detayı
19 Kasım 2018 - Pazartesi 18:33
 
GÖĞE BAK TOPRAĞA SARIL
TUBA İŞBİLİR
Tuba işbilir, Üniversite öğrenimini Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamış olup iyi bir eğitimci olmayı hedefledi.
 
 
“Yüzümle ellerimi yıkadım ve duydum ki evren çok küçüktür.”

Ne zaman ki zihnim ortak bir düşüncede sabit kalamıyor işte bu mısra mütemadiyen kendini tekrarlar zihnimde. Başım ellerimin arasında, gözlerim karanlığa, gömülü dilim lal çok şeyi bilirken hiçbir şey bilmediğine karar verir aklım. Ve ben yüzümle ellerimi yıkar, içinde kaybolduğum bazen kendi sesimi duyamadığım bu evrenin çok küçük olduğunu kabullenmenin yollarını ararım.

Bir lunaparkın içinde koşarak, kaçarak, gülerek, düşerek ve sonra tekrar gülerek göğe yükselerek, dönerek çarpışarak nasıl ve nereye gideceğimizi sanki bir jetonun kararına bırakmış gibi nasıl eğlendiğimizi izliyorum..

Paradan başka ne kazanıyoruz çoğu zaman? Zaman kazanmaya çalışırken dahi kaybettiğimiz zamanken!

Eğlence programları izlenme rekorları kırıyor, sosyal medyada en üzülünesi şeyler kahkaha malzemesi, sazlı sözlü mekanlar rağbette, mizah dergilerinin sayısı artışta, alışveriş merkezleri hınca hınç. Fakat eğlenmek ile neşeli olmak çok başka şeylerdir. Biz istikrar ile o içimizdeki pırıltıyı, o safiyane duyguyu, neşemizi kaybediyoruz. Evrenin içinde, kendi evrenimizin içinde kara deliğe doğru çekiliyoruz.

Herkes dertli, haklı ve alacaklı. Bu öyle görünüyor ki sonu gelmez bir gerçeklik; ne dava biter ne davacı. Öyleyse; Topraktan uzaklaşma..

Bir soğuk rüzgâr esmeden, ruhunu bedeninden süpürmeden o ikazı hatırla : ”Ölmeden önce ölünüz”
“Büyük randevu… Bilmem nerede saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilmem hangi ağaçta?

Ölümden büyük randevu diye bahsediyor bu beyitinde Üstad Necip Fazıl. Düşünün ki maaile gittiğimiz bir parkta yada mesire alanında sırtımızı dayayarak gölgelendiğimiz o ağaç belki bizim tabutumuzun tahtası oluverecek. Ama nedense ölen hep başkasıdır, insan kendi ölümünü anımsamaz. Ya gerçekten ölür cenazesine şahit oluruz ya da en sevdiğimiz insanları kaybetmenin vereceği acıyı tahayyül ederek onların ölümlerini izleriz. Ama kişi kendine gelince bunu tahayyül etmesi çok zordur.

“Minarede ölü var diye bir acı selâ
Er kişi niyetine saf saf namaz ne âlâ
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala
Ne tabutu taşıyan ne de topağı kazan” (NFK)

Ölüm bir karamsarlık emaresi değildir, bu hayatı dengede tutan bir eylemdir. Her şeyin zıddıyla kaim olunduğu ve algılandığı gerçekliğinin yanında bir yükselmedir ölümü anımsamak. Zamanı küçümsememeyi, sağlığı önemsemeyi, sevgiyi, merhameti daha zirvede yaşamayı anları ve anıları sımsıkı tutmayı ve ertelememeyi hatırlatır ölüm bize.
 
Etiketler: GÖĞE, BAK, TOPRAĞA, SARIL,
Yorumlar
Haber Yazılımı