Yazı Detayı
26 Şubat 2019 - Salı 10:08
 
DUYGULARIMIZI YÖNETMEK
Doc. Dr SELMA SABANCIOĞULLARI
Doç. Dr. Selma SABANCIOĞULLARI Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Suşehri Sağlık Yüksekokulu, Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği Anabilim Dalında öğretim üyesi (Doçent Doktor) olarak görev yapmaktadır. Sabancıoğulları’nın 60’a yakın uluslararası ve ulusal bilimsel makalesi ile beş bilimsel kitapta bölüm yazarlığı, 70’in üzerinde uluslararası ve ulusal kongre, sempozyum ve bilimsel toplantılarda sunulan bilimsel bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları ruh sağlığı, ruhsal bozukluklar, toplum ruh sağlığı, etkili iletişim ve ilişkiler, çocuk-ergen ruh sağlığı, anne-baba tutumları ve evlilik ilişkileridir. Yabancı dili İngilizcedir.
 
 
Günlük yaşamda karşılaştığımız olay, durum ya da kişilerle yaşadığımız etkileşimler sonucunda çeşitli duygular yaşarız. İstediğimiz bir sınavı kazanmışsak sevinç ve mutluluk, sevdiğimiz bir arkadaşımız ya da yakınımızı kaybetmişsek üzüntü ve keder, olmasını beklediğimiz bir şey olmadığında hayal kırıklığı, bir sınava ya da önemli bir iş görüşmesine hazırlanıyorsak ya da bir ameliyata gireceksek endişe ve kaygı, haksızlığa uğramışsak öfke, sevgilimizle bulaşacaksak heyecan içinde oluruz. Bizi biz yapan yaşamımıza anlam katan kendimizi iyi ya da kötü hmemize neden duygularımızdır. Duygunun yaşanmadığı bir yaşam düşünülemez. Duygularımız olmasaydı derin bir çaresizlik, depresyon, vicdan azabı olmazdı, fakat aynı zamanda mutluluk, eğlence ve aşk da olmazdı. Eğer duygularımızı yaşamada ve yansıtmada bir kısıtlama olsaydı, hayat da buna bağlı olarak daha az tatmin edici, hatta çok sıkıcı olurdu...

Yaşam içinde sayısız duygu yaşamakla birlikte, bir araştırmacı dünyanın her yerinde insanların kolaylıkla farkına varabilecekleri mutluluk, üzüntü, şaşkınlık, korku, tiksinti, öfke gibi altı farklı temel duygudan söz etmiştir. Altı temel duygu daha çok fizyolojik ve bizi korumaya, canlılığımızı sağlamaya yöneliktir. Hayatta kalma ihtimalimizi arttıracak şekilde davranabilmemizi ve çevreye uyum yapmamızı sağlarlar. İçinde bulunduğumuz çevre ve kültür tarafından şekillendirilen duygularımız ise kıskançlık, hırs, itibar, neşe, iyimserlik, beğenilme, başarı, sevgi, aşk, utanma, suçluluk vb gibi daha başka birçok duygudur. Bu duygular yetiştirilme tarzımız, öğrenme şekillerimiz neticesinde zihnimizde oluşan şemalarla birlikte yorumlayarak oluşturduğumuz iyi ya da kötü htiklerimizdir. Duygularımızı belirleyen olay ya da durumdan ziyade olaya verdiğimiz değer ve beklenti ile birlikte yorumlama şeklimizdir. Verdiğimiz değerin ölçüsünde karşılık göremediğimizde ya da beklentimiz karşılanmadığında değersizlik ve öfke duygusu yaşayabiliriz.

Duygularımız geçicidirler ve nispeten süreleri kısadır. Mutluluğumuz, keder ve üzüntümüz, acımız sürekli devam etmez, bir süre sonra etkisi azalır ya da biter. Hayatta sürekli olumlu ya da olumsuz duygular olmaz, bir dalgalanma vardır. Mutluluğun arkasından mutsuzluk, başarının arkasından başarısızlık, acı ve kederin arkasından huzur ve keyif gelebilir. Hissedeceğimiz duyguya kendimiz karar veremeyiz. O nedenle insan kendisini birine âşık etmez âşık olur ya da kendini mutlu etmez, mutlu olur. Duygu, düşünce değildir dolayısıyla doğrusu ve yanlışı yoktur. Duygularımızı, davranış gibi algılamakta yanlış olur. Bir davranışı yapmayı ya da yapmamayı seçebiliriz. Fakat bir duyguyu hmeyi ya da hmemeyi seçemeyiz. Duygularımız düşüncelerimizin ürünüdür ve duygularımızı çoğunlukla davranışlarımızla gösteririz. Duygularımızı tanımak zordur. Davranışlarımızın altında yatan nedenleri ya da hangi düşüncenin yaşadığımız duyguya neden olduğunu bulabilmek bilinçli bir farkındalık ve çaba gerektirmektedir…

Yaşantımızda olumlu duygular çok sorun oluşturmazken, evde, iş yaşamında, sosyal ortamlarda, hatta evliliklerde, yaşadığımız olayların sonucunda oluşan olumsuz duygularla baş etmek sorun oluşturabilir. Olumsuz bir duygu yaşadığımızda hepimiz bu duygu ile bir şekilde baş etmeye çalışırız. Bazılarımız mantıksal ve gerçekçi adımlarla duygusu ile baş edip sorunu çözebilir. Çoğunluğumuz ise olumsuz duygularımızın neden olabileceği davranışlardan çekiniriz ve onları yok saymaya, bastırmaya çalışırız. Htiğimiz duygudan uzaklaşmak için kafa dağıtmalıyım, bir meşguliyet bulmalıyım, düşünmemeliyim diyebiliriz. Alışverişe gidebilir, çok fazla yemek yiyebilir, uyuyabilir, saçımızı kestirebiliriz. Bunlar kısa sürede belki bizim dikkatimizi dağıtarak iyi hmemizi sağlayabilir ama uzun vadede çözüm getirmez. Olması gereken bize kötü htiren duygu ile yüzleşmemizdir. Üzülmemiz gerekiyorsa üzülmeli, ağlamak geliyorsa içimizden ağlamalıyız. Duygularımızla yüzleştikçe onlara ilişkin farkındalığımız artacak, yaşadıktan sonra o duygu bizden gidecektir. Bu sıkıntılı süreçte kendimize dair özelliklerimizin, güçlerimizin farkına vararak olgunlaşırız…

Olumsuz bir duygu içinde olduğumuzda duyguların geçici olduğunu aklımızda tutmak duyguyu yönetmekte etkilidir. İyi olan şeyler nasıl ki olup bitiyorsa, kötü olan şeylerde gelip geçecektir. Şu an böyle hissediyoruz ama bu bir ömür sürmeyecek, gelip geçecektir…

Aşırı duygusal olmakta duygularımızı yönetmekte zorlayıcı olabilir. Bazılarımız yaşadığımız olaylar karşısında aşırı duygusal olmaktan şikayet ederiz. “Keşke bu kadar hassas olmasaydım”. “Bende herkes gibi kafaya takmasaydım” dediğimiz zamanlar olmuştur. Fazla duygusallıktan şikayet edenlerin ortak bir özelliği zamanında yaşadıkları olumsuz olayların bir çoğunu içlerine atmaları paylaşmamalarıdır. İçimizde biriktirdiğimiz duygular zamanla ağırlığını arttırır, zihnimizde günlük olayları değerlendirmek için çok az yer bırakır, hayattaki olaylara hoş görü gösterme kapasitemizi azaltır. Böylelikle, bardağın taşması kolaylaşır. Biriktirdiklerimiz sonucunda günün birinde hiç hak etmeyen birine çok fazla tepki gösteririz. O nedenle geçmişe bakıp neleri biriktirdiğimizi fark etmeliyiz. Küçükte olsa bizi öfkelendiren, kıran, hayal kırıklığına uğratan şeylerle ilgili duygularımızı zamanında göstermeli ve ilgili kişilerle konuşmalıyız. İfade etmediğimiz her duygu bize yük ve duygusallık olarak geri dönecektir…

Fazla duygusal olan kişiler çevrelerinde olan olayları çok fazla kişiselleştirip üzerine alırlar. “Bir yerde yanlış giden bir şey varsa sorumlusu ben miyim”, etrafında iki kişi konuşsa “Acaba benimi konuşuyorlar” şeklinde olumsuz duygulara kapılabilirler. Ama bu çoğu kez doğru değildir. Kişilerin gösterdikleri davranışlar kendileri ile ilgilidir. Bazen de, zihin okuma yaparız. Diğer kişilerin yaptıkları davranışları kendi üzerimizden yorumlarız. “Yolda karşılaştığımızda beni görmezden geldi, demek ki bana değer vermiyor, beni önemsemiyor” şeklinde düşünebilir, olumsuz duygular yaşayabiliriz. Kişinin selam vermemesinin kendisi ile ilgili bir sıkıntıdan kaynaklanma olasılığını akla getirmeyiz. Duygularımızı belirleyen olayları yorumlama şeklimizdir. Yorumumuzu değiştirebilirsek olumsuz duyguyu da değiştirebiliriz…

Aşırı duygusallık bazen de bizi dürtüsel davranmaya itebilir. Dürtüsel davranan kişi duyguları ile ani kararlar verebilir. Eşi ile tartışmıştır ertesi gün soluğu mahkeme kapısında alır. İş yerinde sorun yaşamıştır, o an başka olayları da hatırlayıp kendini kötü hisseden kişi hemen gidip istifa edebilir. Ama ertesi gün de “Ne yaptım ben neden böyle bir noktaya geldim” deyip pişman olabilir. Duyguları olgunlaştırmak, bekletmek önemlidir. Hemen harekete geçilmemelidir. Özellikle önemli kararlar alırken, bir iki gün kendimize zaman tanımalı ve duygunun yanına mantığımız da katılmalıdır. Kendimize zaman tanımak hem çevreye uygun tepkiler vermek hem de çevreden uygun tepkiler almak için önemlidir…

Duygusal insanlar her şeyi kontrol edebileceklerini düşünebilirler. Televizyonda bir haber izler ağlarız, bu insanlar nasıl bu kadar kötü olabiliyor diyebiliriz. Aslında dünya ve insanlar ne iyidir ne kötüdür, olduğu gibidirler. Var olan olumsuz durumlar bizden öncede vardı ve bizden sonrada olacaklar bunu kabul etmeliyiz. Kabul etme, kime ve ne için için üzülüyorsak duygusallığı bir noktada bırakıp harekete geçmemize neden olabilir. Yansıra, duygusal olduğumuzu kabul etmekte önemlidir. Kendimize “Evet, ben biraz duygusalım, olayları büyütebiliyorum, hassas olabiliyorum” diyebilmeliyiz. Ama bunu kontrol edebileceğimiz düzeyde yaşamalıyız. Duygusal olduğumuzu kabul etmek duygularımızı yönetmekte ilk adım olabilir…

Olumlu ya da olumsuz tüm duygular bize aittir ve bunlarla yaşamayı öğrenmeliyiz. Duygularımızı doğru zamanda, doğru şekilde yönlendirerek hem toplum içinde, hem de kendi içimizde daha olumlu, daha yapıcı, anlaşılabilir, verimli ve üretken olarak hayatımızı devam ettirebiliriz. Kendini tanımak isteyen kişi yaşadığı duyguyu ve anlamını ve bu duyguyu yaşamasına sebep olan kişilik özelliklerinin neler olduğunu anlamaya çalışmalıdır…

Duygularınızı kontrol edin, yoksa onlar sizi kontrol eder… Sevgi ve sağlıcakla kalın…
 
Etiketler: DUYGULARIMIZI, YÖNETMEK, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı