Yazı Detayı
19 Kasım 2018 - Pazartesi 18:29
 
BİR GÜN DEVLET GÖREVİNDEN AYRILMADAN ÖNCE
SUHA NİZAMOĞLU
Dr. Y.Suha NİZAMOĞLU Maden Yüksek Mühendisi, Etibank Eski Genel Müdürü
 
 
Bu yazı, gerçek ve ileri olmayan demokrasilerde ki her konuyu kapsasa da, özellikle madencilik ve onunla ilgili alanlarda Devlet adına çalışan yani kural koyan, uygulayan, yürüten kesime hitaben yazılmıştır. Önce konuyla ilgili bazı genel düşüncelere bir bakalım:

İleri ve gününüze uygun bir ülkede devlet ülkenin içinde değil dışındadır. Bununla şunu demek istiyorum: Devlet mekanizmasının yurt içinde var olma nedeni o yurdu paylaşan kişilerce, kendi aralarında yaptıkları sözleşme (Anayasa) uyarınca yaşamalarını sağlama istemeleridir. Ancak Devlet yurt içinde sanki yurttaştan ayrı bir birim olarak varsa onu yürüten memurlar ve onun dışında olan uyruklar vardır. Osmanlı İmparatorluğunda olduğu gibi bu memurlar giderek Devleti, uyruklara karşı, korumaya da başlarlar ve hatta bir kısmı, belki de çoğunluğu, kendini Devletle özdeşleştirir, kendisini Devlet zannetmeye başlar, dolayısıyla yaptığı görev onun bu durumundan etkilenir.

Bu düşüncelerin ışığında hemen görülüyor ki Devlet içeride değil yurt dışında ve yurt dışı olaylarda olmalıdır.İçeride ise, ileri demokrasilerde görüleceği gibi, Kamu (toplum), Kamu (toplum) yararı ve kamu görevlisi olmalıdır.Anlaşılacağı gibi, böyle bir yapıda, uyruk yoktur. Uyruk Kamu (toplum) olmuştur ve görevli, kendisine verilen kurallar çerçevesinde ve tarafsız olarak, Devlete değil topluma hizmet verir. Kendisinin de hizmet verdiği toplumun (kamunun) bir parçası olduğunu aklından çıkarmaz, başına buyruk olarak yorum yapmaz. Kural üretimini de ilgililerine bırakır.

Kural yani yasa yönetmelik vb. üretimi politikanın olmalıdır. İçeride kamuyu, dışarıda Devleti yönetmeye soyunan bir politikacı gurubu yani siyasal parti bu işi nasıl yapacağını programına açık ve ayrıntılı olarak yazmalı, seçilirse de ona ve Anayasaya mutlak bağlı kalmalıdır. Öngörülmemiş nadir konular için Halk oylaması yoluna gidilmesi en doğrusudur.

Kamu, yurttaş veya vatandaş olarak tanımlanan, bireylerden oluşur.Her birey Kamuya olan katkısını tartışmasız yerine getirir.Buna karşılık yaşadığı Kamuda hakkı olan hizmeti düzgün, düzenli, tarafsız ve ilan edilmiş kurallara uygun olarak alır.Tartışmasız bilgi edinme ve sorgulama özgürlüğü vardır, Kamu görevlileri bunun için de hizmet verirler.Devlet sırrı vb. gibi kavramlarla bu özgürlüğü sınırlayamazlar.

Yukarıdaki düşüncelere büyük bir çoğunluğun katılacağına inanarak,bağımsız bir ülkenin iç, Kamu ve dış, Devlet düzeni ve yönetimi, adı Anayasa olan Kamu sözleşmesi, Anayasada ana hatları belirtilmiş konuları düzenleyen yasa ve yasanın uygulanmasını açıklayan yönetmelik adlı belgeler ile sağlanıp yapıldığını, ancak yönetmelikler yasada olmayan, yasalar Anayasada olmayan hükümleri içeremeyeceğini, getiremeyeceğini vurgulamak istiyorum. Bunu da iyi niyetli büyük, belki de salt çoğunluğun onaylayacağına inanarak mevcut kurallar dizisinin en başında bulunan Anayasamızın yeraltı zenginlik ve kaynaklarımızı düzenleyen 168. maddesini bilgi ve incelemelerinize sunuyorum:

ANAYASA Madde 168
Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir.Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir.Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletilmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır.Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.

Metinden, ilk algılama olarak, Ülke sınırları içindeki yeraltı zenginliklerinin sahibi, benim dışımda ama görünmeyen, adı Devlet olan bir kavramın varlığını, onun, bana, konulacak belli kurallar çerçevesinde, yeraltındaki kaynakları değerlendirme yetkisini ve/veya hakkını devredebileceğini, hatta benimle ortaklık yapabileceğini, beni bu işler sırasında gözetip denetleyeceğini ve konulmuş kurallara göre gerekirse yaptırımda bulunabileceğini öğreniyorum.

Yine ilk izlenim olarak metin, Ülkenin ortak malı kabul edilen bir yeraltı mülkiyetinin değerlendirilmesi açısından uygun gibi görünse de, Devletin bu mülkiyeti değerlendirmek için yetkilendirebileceği tarafın hakları ile ilgili herhangi bir kayıt veya görüş barındırmamakta, ana ortağın, yani Devletin, mutlak yetki sahibi olduğunu belirtmekte ve kanımca çıkar çelişkisi getirecek bir ortaklık yapısı ortaya koymaktadır. Yani mutlak yetki sahibi ortağa karşı diğer ortak sürekli teyakkuz halinde, diken üstünde ve.mücadele içinde olacaktır. Zira tam deyimi ile yatırım davulu onun sırtındadır.

Bilinenleri tekrarlamamak açısından kısaca Devlet işleri seçilmiş politikacılar ile atanmış memurlar tarafından yürütülmektedir. Hepimiz biliriz ki o insanlarca “Devletin âlimenfaati” her şeyin üzerindedir, hatta kendilerinin yürütmeye yetkilendirildikleri “Devlet menfaati” diğer memurların yürüttükleri “Devlet menfaatleri”nin bile üzerindedir, ta ki kendi “âli menfaati” veya bürokratik kademede kendinden güçlü bir makam ve onun “âli menfaati” ile karşılaşılıp çelişinceye kadar.

Buna örnek olarak “Çevre ve Orman “Ali menfaatleri” ne karşı “Yeraltı zenginlikleri âli menfaati”ni ya da özelleştirme “âli menfaati”ne karşı o kuruluşun mesela genel müdürünün “âli menfaati”ni gösterebiliriz. Buradan, yukarıda genel düşünceler bölümünde yazdıklarımı hatırlatarak, mevcut Devlet, Devlet âli menfaatleri ve elle dokunulması bile yasaklanmış Devlet memuru kavram ve anlayışının hüküm sürdüğü bir ortamda yeraltı kaynağı değerlendirmesine soyunan özel kişi ve kurumların çok da önemli olmadıkları, yönetim ve mevzuat ortamını uygun bulmuyorlarsa Madencilik sektörüne hiç girmemeleri gerektiği, Devlet memurlarının bu işi herkesten iyi bildikleri, zaten bilmeselerdi orada olmayacakları, yeraltı zenginlikleri bu nedenlerle zamanında değerlendirilemiyorsa bunun da önemli olmadığı, zaten Anayasa metninde Devleti bu yönde bağlayıcı bir ibare bulunmadığı, ayrıca Devlet ve onu yürütenlerin bir bildiğinin olduğu gibi sonuçlar çıkarılabilir.

Hatta bir meslek kuruluşumuza göre, neredeyse ilk günlerinden beri sürdürdüğü görüşüne uyumlu olarak, yeraltı zenginliklerinin değerlendirilmesi Devletçe yapılmalı, çaresizlik ve liberal kapitalist baskılar olmasa özel kişi ve kuruluşlar, yarım yamalak da olsa, böyle bir hakka hiç sahip olmamalıdırlar.

Kendim de dâhil olmak üzere, son iki paragrafta tanımladığım ortamda bulunan tüm politikacı ve memurlar, bir gün devlet görevinden ayrılınca yani masanın diğer tarafına geçince diğer bazı doğruları da, dikkate alınması,korunması, teslim edilmesi gereken bazı başka hakların da olduğunu, görmeye başlarlar. Kendilerinin içinde bulundukları çalışma ve düşünce ortamları, ne yazık ki, Devletin hantal ve verimsiz, biraz da keyfi çalıştığını, özel kişi ve kurumların yatırım yüklerini, rekabetçiliğini, dinamizmini ve ekonominin maalesef yenilmez kuralları olduğunu görmelerine, idrak etmelerine engel olur.

Ülkemizin, yukarıda mümkün olduğu kadar basitleştirerek anlatmaya çalıştığım, madencilik temel mevzuatı ve onun uygulanması ortamında, özel kişi ve kurumların gösterdikleri çaba, yaptıkları yatırım, üretim ve getirdikleri istihdam ve katma değer her türlü takdirin üzerindedir. Bu kişi ve kurumlar yıllardır bıkmadan usanmadan kendilerinin zannettikleri bir sektörü geliştirmek için sivil toplum örgütleri kurmuşlar, emek, zaman, kaynak harcamışlar ve madencilik yatırım ortamını iyileştirebileceklerini zannetmişlerdir. Fakat artık kabul etmek lazım ki bu koşullar altında mevcut durumdan daha iyiye gitmek pek olası değildir. Tüm gayretler bir yap boz ile sonuçlanmaktadır. Yani bir iyileşme sağlandığında başka bir arıza baş gösterebilmektedir.

Özel kişi ve kurumlar adına öz eleştiri yapmak gerekirse, bence yapılan en büyük hata iyi sonuç vermeyeceği belli olan yatırım ortamı yapısına yeteri kadar karşı çıkmayıp, suyuna giderek idare etmiş olmaktır. Diğer bir hata ise yatırım ortamını iyileştirecek düzgün, yeterli, nitelikli ve çelişkisiz bilgileri yasamaya götürmesi için yürütmeye iletememiş olmaktır.Özel sektör gerekli yatırımları yapmıyor eleştirisi bir safsatadır ve bu eleştiriyi yöneltmeden önce Ülke sermaye yapısına ve madencilik yatırım ortamına bakılmalıdır.

Peki bütün bunlar nasıl değiştirilebilir?Bunun birinci koşulu yazının başlığında bulunmaktadır.Yani bütün bu yazdıklarımı şu anki ilgililer, masanın diğer tarafına geçmeden, idrak etmelilerdir.Ondan sonra sıra işin felsefesine gelmelidir. Bu felsefede şu ögeler yer alabilir:
*Bir Ülkenin yeraltı zenginlikleri, o ülke yurttaşlarının ortak malıdır.
*Bu ortak zenginlik yurttaşların refahını artıracak şekilde ekonomiye kazandırılmalıdır.
*Devlet, bizatihi onu yürütenlerin bilgi eksiklikleri ve ağır denetim altında olmak zorunlulukları yüzünden, edilgen olduğundan kendi yapmaz, ancak kuralları koyar, yaptırır ve denetler.
*Konulan kurallar önce Ülke refahının yükselmesini hedefler, sonra da işin taraflarının haklarını adilce düzenler.
Anayasanın 168. Maddesini bu felsefeye göre söyle teklif etmek mümkündür:
“Yeraltı zenginlikleri toplumun ortak malıdır.Bu zenginlik toplumun refahını artırma yolunda kullanılır ve ekonomiye kazandırılır.
Gerçek ve tüzel kişilerce yapılacak bu kazandırma ve toplum adına yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve yaptırımlar kanunla açıkça düzenlenir.”

Yukarıdaki tüm düşünceler yazarın öğretim üyeliği, bürokrasi ve özel sektör çalışma hayatı deneyimleri olarak bu yazıya aktarılmıştır.Yazının bir amacı da bu konuları tartışmaya açmak ve daha yüksek deneyim ve birikimleri olanların katkılarını talep etmektir.Böylelikle örneğin maden üretimi üzerinden alınan Devlet hakkının yüzde iki veya dördünü tartışmak yerine sorunun kaynağına ulaşabiliriz inancındayım.Peki sorunun kaynağı bulununca çözüm de bulunabilir mi?İşte bu çözümün ancak masanın diğer tarafına geçmeden kamu görevlilerinin konuları anlamasıyla bulunabileceğini idrak etmek lazım.
 
Etiketler: BİR, GÜN, DEVLET, GÖREVİNDEN, AYRILMADAN, ÖNCE,
Yorumlar
Haber Yazılımı