Yazı Detayı
06 Ocak 2019 - Pazar 18:08
 
BEYNİN GENÇ HALİ
DR. HABİB DEMİREL
Türk Kızılayı Samsun Şubesi Başkanı
 
 
Bunca yıl beyinle ilgili çalıştıktan sonra dahi beynin büyüleyiciliğine duyduğum hayranlığı gizleyemem. Muazzam bir tasarım ve sistemde yaratılmış; gizemli, cezbedici ve merak uyandıran, 2.5 milyon gigabayt hafızasıyla 300 yıl süren bir HD filmi kaydedebilecek bir organ. Beynimizin en ilginç özelliklerinden biri de yaklaşık bir buçuk kilogram ağırlığında olmasına rağmen, onu 50 gram hmemiz. Evet, yanlış duymadınız. İçinde bulunduğu BOS sıvısının yardımıyla boynumuzun üstündeki bir buçuk kilogram ağırlığı sadece 50 gram hissediyoruz.

Dinamik bir değişim& dönüşüm içinde olan insan, okuduğu kitaplardan, yetiştiği kültürel ve sosyal ortama, ekonomik yaşam döngüsünden okul, aile ve arkadaşlara kadar çeşitli unsurlardan beslenerek şekillenmektedir. Bunun gibi farklı yaş segmentleri ve cinsiyet faktörü de kişiliğimizi, düşünme biçimlerimizi ve seçimlerimizi belirler. Ve beyin yapılarımızda ki organların etkinliği, hormon ve nörotransmiterlerin baskınlığı da bu değişimde önemli rol oynar.

İşte, insan yaşamının en büyük kırılma noktalarından biri de kuşkusuz, çocukluk evresinden ön yetişkinliğe; gençliğe geçiş evresidir.

Anne-babalarımız kendi yaptıkları hataları yapacağımızı düşünerek hep kaygılandılar. Bizse bazen onlara hak verdiysek, bazen de vermedik. Bizi anla(ya)madıklarını düşündük. Haklıydık belki. Ama anne babalarımız da ilk gençlik yıllarındaki duygularını, düşünce dünyalarını unutmuş gibi davranmıyor muydu? Bir baba olarak, ebeveynlerin kaygılarını, endişelerini tabii ve haklı buluyorum. Değişen ve kozmopolit bir çehre kazanan şehir hayatı, 20-30 sene öncesindeki herkesin birbirini tanıdığı, arkadaşlarımızın, komşularımızın evine rahatça girip çıktığımız, yemek yediğimiz kasaba hayatından çok farklı ve tekinsiz.

Yine de bu kaygılar çocuklara empati kurarak onların haklı talepleri ile ebeveynlerin korkuları arasında denge kurabilmeye engel değil, olmamalı.

Genç Bir Beyin Nasıl İşler?

Genç kızlar ve erkekler arasındaki en önemli farklardan biri menstrual siklustur; yani regl döngüsü. Kız çocukları ergenlikle beraber hayatlarına giren bu duruma adapte olmaya çalışırken, odaklanma ve konsantrasyon becerileri de mensin dönemlerine göre değişim gösterir. Östrojenin (dişilik hormonu) yüksek olduğu ilk 15 gün, dopamin (mutluluk hormonu) ve oksitosinin ( sevgi, şefkat hormonu) zirve yaptığı dönemdir. Bu dönemde kendilerini kraliçe gibi, prenses gibi hissederler; mutlu ve keyiflidirler. Bu 15 günlük dönem kız çocuklarımızın ders çalışmalarının, sınavlara hazırlanmalarının en iyi, en verimli olduğu dönemdir. Çünkü hafıza merkezi olan hipokampüs, bedenimizdeki organları kontrol eden hipotalamus ve duygu, anı santrali olan amigdal, östrojen ve progesteron seviyesinden etkilenir. Ancak 15 günden sonraki dönemde odaklanma, konsantrasyon becerisi azalacağı için kızların özel odaklanma tekniklerinden yararlanması gerekir. Mens döngüsünün son 2 haftasında progesteron yükselip, östrojen ve testosteron azaldığında ise artarak devam eden gerginlik görülür. Kızlar regl dönemlerinde girdikleri sınavlarda gerçek başarılarını gösteremeyip daha düşük puan alırlar. Çünkü hormonlara bağlı olarak odaklanma ve konsantrasyon becerileri de zayıflamıştır. Bu adaletsizliği önlemek için sınavların birden çok yapılması önemli bir adım olacaktır.

Bu yaş döneminde kızlar çoğunlukla erkeklerden daha başarılı olurlar. Çünkü erkeklerde bu dönemde erkeklik hormonlarının ana temasını oluşturan testosteron hormonunun yoğun artışı ve buna bağlı olarak odaya çekilme, kendi başına vakit geçirme davranışları görülür. Eğer erkek ergenler bu dönemde cinsel dürtülerini kontrol altına alabilirse kızlardan çok daha başarılı olabilirler. Çünkü erkeklerin tek bir çeldiricisi var; kızlarda ise bu parametreler çeşitlilik gösterir; iletişimden giyime kadar. Kızlar bu dönemi daha küçük ama çok yakın olan kız arkadaş grubuyla iletişim kurarak, konuşarak geçirirken; erkeklerin daha kalabalık ama daha az samimi gruplarında güçlülüğünü ispat etme ve karşı cinsi takip dürtüleri etkinleşir. Bu dönemde bütün öğrencilerin mutlaka uyumadan önce o gün öğrendikleri bilgileri tekrar etmeleri, en azından bir göz gezdirmeleri bile bilginin uzun süreli belleğe kaydedilmesine katkı sunacaktır.

Biz erkekler çoğu zaman kadınların olumsuz anıları unutmamasından şikayet ederiz, öyle değil mi? Tanıdığım bütün kadınlar kötü anıları unutmuyor, fırsat buldukça bu anıları çevrelerindeki erkeklere hatırlatmaktan çekinmiyorlar. Bizse çoğu zaman bu olayları hatırlamıyor ve kadınların bu olumsuz anı hafızasına şaşkınlıkla bakıyoruz. Peki bu neden kaynaklanıyor? Beynimizde amigdal denen bir organ var; içimizdeki vahşi canavar; dürtü merkezi olarak da tanımlanabilir. Amigdalin bir özelliği de duygusal anıları paket halinde saklamasıdır. Sol amigdal, olumsuz anıların depolanmasından sorumludur ve tesadüfe bakın ki kadın beyninde sol amigdal erkeklerden daha etkindir.

Sol amigdalin bir özelliği de kaybetmeme, muhafaza etme üzerine strateji geliştirmeyi belirlemesidir; erkeklerde etkin olan sağ amigdal ise ödül ister, kazanmak, daha çok kazanmak, daha fazlasına sahip olmak ister. Haz ve heyecanı zirveleyen şeylere düşkündür. Alkol, kumar ve borsa bağımlılığı erkekler arasında daha çok yaygındır.

Geçen kış bir nikaha şahitlik etmiştim; ben yeni evlenen çifte mutluluklar dilemekle yetinirken, bayan şahit “bu dünyada da, öteki dünyada da ayrılmamayı” temenni ediyordu. Eşini “öbür tarafta” bile kaybetmek istemiyordu ve anlaşılan arkadaşı için de bu dileği yineliyordu.

Bir karar alırken acele ve çok fazla düşünmeden alınan kararlar bizi çoğu zaman hatalı seçimlere götürür. Bu yüzden önemli bir karar vereceğimiz zaman mutlaka üzerinden en az bir gün geçmesini bekleyerek, düşünerek karar vermemiz daha sağlıklı ve doğru kararlar almamızı sağlar. Ergenlikte ve ilk gençlik yıllarında ise mantıklı, sağduyulu ve uzun vadeli kazançları düşünerek hareket etmemizi sağlayan ve beynin CEO’su olarak adlandırabileceğimiz Prefrontal Korteks‘in çok etkinleşmediği ve olgunlaşmadığı görülmektedir. Genç bireyler fazla düşünmeden, tedbirsiz, dürtüsel, korkusuz ve cesurca (haddinden çok fazla!) hareket ederler. Trafik kazalarındaki yaş gruplarına baktığımızda en çok gençleri görmemizin nedeni budur. Ancak bununla birlikte genç kızların genç erkeklerden daha tedbirli ve endişeli olduğu gerçeği de var. Çünkü beynimizin endişe merkezi olan Anterior Singulat Korteks, kızlarda daha etkindir; bu nedenle kız-erkek arkadaşlıklarında kızların daha çekingen davrandıkları da bilinir.

Buluşçu Genç Zihinlerin Keşfi Niçin Önemli?

Hayatta kaçımız sevdiğimiz, istediğimiz, hayal ettiğimiz işi yapıyoruz? Çoğumuzun sevdiği işi yapmadığı aşikar. Sevilmeyen meslekler, istenmeyen iş’ler yüzünden insanların çoğu mutsuz ve haliyle tatmin de olamıyor.

Alp, 18 yaşında, lise son sınıfta; “Ben aslında tasarıma çok yatkındım, çocukken oyuncaklarımı parçalar yeni şeyler tasarlardım. Okul bana çok sıkıcı geliyor ve zorlanıyorum. Üniversite sınavından alacağım puana göre bir bölüme gideceğim, aslında mühendislik harika olurdu. Ama sınavda bir mucize gerçekleşmezse Eğitim Fakültesine gideceğim gibi duruyor.”

Esma, 21 yaşında, 3 yıldır üniversite sınavına hazırlanıyor. “Ben müziği çok seviyorum, ama okuldayken fırsat bulup bu alanda kendimi geliştiremedim. Hafta sonu da dershaneye gitmekten vakit olmadı. Hukuk fakültesi garanti bir meslek sunacak bana.”

Siyasal bilgiler yahut hukuk okumak isteyen ama garip bir tesadüfle kendini Tıp Fakültesinde bulan bir genç vardı otuz iki yıl önce. Bu genç Tıp Fakültesinde okumayı hiç istememiş kendini başka konulara vermiş, farklı çalışmalarla öne çıkmıştı. Doktorlar hep o deyişi haklı çıkarıyordu anlaşılan: “Tıp Fakültesi’nden herşey çıkar, arada da doktor çıkar.” Müzikal çalışmalarıyla dikkat çeken genel cerrah Dr. Ferhat Göçer ve aslında bir çocuk doktoru olan Şili Cumhurbaşkanı Michelle Bachelet bunu en güzel şekliyle örnekliyor.

İnsanların ilgi alanlarını ve yeteneklerini çocukluk yılllarında belirleyip bu yönde gelişimlerini sağlamak en güzeli olurdu. Ve bu şekilde yetişen kişiler alanlarında çok farklı açılımlar yaparak yeni şeylere imza atabilirlerdi. Bizim eğitim sistemimizin eksikliği de tam olarak bu. Üstün zekâlı, buluşçu ve özel yetenekli çocuklarımız tespit edilmeyerek onların bu yönde gelişimleri sağlanamıyor. Bu çocuklarımız, gençlerimiz ilkokul yıllarından itibaren çok özel bir şekilde yetiştirilseydi, savunma sanayi, füze, uçak, yazılım, uydu teknolojileri, bilgisayar sistemleri, iletişim teknolojileri, tıp ve genetik alanlarında çok farklı açılımlar yaparak, çığır açıcı çalışmalarla ülkemizin bilimsel, teknolojik, ekonomik gelişimine ve kalkınmasına muazzam katkı sunabilirlerdi.

Okullarımızda vasat öğrenci dediğimiz çocuklarımızın Albert Einstein gibi bir zihin yapısına ve buluş oluşturma yeteneğine sahip olup olmadığını bilmiyoruz. Hafıza ve zekâ yönüyle normal ancak buluşçuluk alanında çok etkin olan Einstein ve Edison gibi çocuklarımızı ıskalıyoruz.

Milli eğitim sistemimiz yeniden yapılandırılırken nöropsikoloji biliminin ışığında, doğru analizler kullanarak zeki ve üstün yetenekli gençleri tespit edebilmemiz ve onlara uygun öğrenim programlarını oluşturabilmemiz gerekir. Nöropsikoloji analiz ve değerlendirmelerine ek olarak, yeniden yapılandırılmış WISC-R zekâ testleri ile yapılacak görüşmelerde fizyonomi bilgisinden de yararlanarak zekâyı tüm boyutlarıyla ele alıp Buluş oluşturma ölçeği, Hafıza ve çizim ölçeği, Motor fonksiyon- el yeteneği ölçeği, Zekâ kullanım ölçeği, Liderlik ve bütüncül bakış ölçeği, İletişim ve ikna yeteneği ölçeği, Sanatsal yetenekler ölçeği gibi alanlarda da ölçüm yapabilecek duruma getirilmelidir.

Gençleri Kazanmak İçin Genç Evleri ve Gençlik Çalıştayları

YouthGroupGenç bireylerde asi duygulara bağlı sosyal adalet fikirleri oluşmaya başlar. Korkusuzluk, özgürlük ve başına buyrukluk da buna eklendiğinde otoriteye tepki verme gelişir. Yaş ilerledikçe hormonal ve nörotransmiter ritimler daha durağan hale dönüşecektir. Bu dönem itibariyle evlenmiş olan gençlerde aile kurmaya, bayanlarda hamilelik ve çocuk doğumuna bağlı olarak hormonal ve nörotransmiter değişiklikleri görülür. Bu nedenle evlilerin bu duygulanımları öncekine kıyasla daha sessiz seyreder ve düşünce yön değiştirebilir.

Gençlerin bu dönemde aidiyet hissedebilecekleri sivil toplum kuruluşları açılmalı, bu duygu yoğunluklarını yönlendirebilecekleri kulüpler oluşturulmalı ve sosyal yaşamlarında, iş yaşamlarında kullanabilecekleri çeşitli sosyal ve eğitsel faaliyetlerle donatılmalıdır. Böylece gençlik döneminin verdiği aktivasyon duyguları yerinde kullanılmış olur.

Bu kuruluşlarda kendini tanıma eğitimi; yetenekleri keşfedip kendini geliştirme eğitimi; diksiyon & hitabet; bilişim; Osmanlıca ve diğer dillerin eğitimi; inovasyon & buluşçu zihin oluşturma ve mucitlik eğitimi; kişisel gelişim eğitimi; mesleki yönlendirme eğitimi; iletişim ve ikna eğitimi; liderlik eğitimi, evlilik öncesi eğitimler alanlarında eğitimler verilerek gençlerin yurtdışındaki programlara katılabilmesinin de önü açılmalı, bu konuda destek sağlanmalıdır. Oluşturulacak gençlik çalıştayları ile gençlerin etkileşimleri sağlanarak, karşılaşılan güçlükler, beklenti ve taleplerin konuşulacağı bu platformlarda tartışılan konu ve çözüm önerilerinin karar alıcılara iletilmesini sağlayacak mekanizmalar oluşturulması gençlerimizin önünü açacaktır. Gençlerin bu tür çalışmalara yönlendirilmesi ve bu kuruluşlarda iş imkânı yakalaması, onların uyuşturucu, mafya, gasp gibi suçlara yönelmelerini ve istismar edilmelerini engelleyeceği gibi aynı zamanda yeni iş sahaları da yaratmış olacaktır.

Gençler Yolunu Çizerken Duyulan Rol Model İhtiyacı

Gençlerle ilgili maalesef ihmal edilen alanlardan biri de rol model geliştirilememesidir. Daha bir kaç yıl öncesinde kızlar dizilerden etkilenerek Hürrem’i; erkekler Kuzey’i rol model alıyordu. Bugün sorsak yine bunlara benzer yanıtlar alacağız. Sadece güzelliğin ve yakışıklılığın öncellendiği, eğitimin, üretimin ve yeteneğin göz ardı edildiği ve çok büyük çoğunluğumuzun elde edemeyeceği zengin/ gösterişli hayatlar, çocuklarımızın göz ve gönül yanılsamasına neden olmaktadır. Buluşçu, üretken, çalışkan mühendislerimiz, doktorlarımız, psikologlarımız, müzisyenlerimiz, ressamlarımız, bilişimcilerimiz, eğitimcilerimiz dizilerde niçin canlandırılmasın? Okul ve özellikle lise yaşamına odaklanan dizilere değinmek bile istemem, ancak bu “hababam” kültürü değişmeli, yahut bu gidişattaki gençlerin 10-15 yıl sonraki yaşamları da “mucize”ler gerçekleşmeden, hayattaki akışıyla, doğallığıyla paylaşılmalı, aktarılmalı. Gördüklerimiz tesir eder bize…
 
Etiketler: BEYNİN, GENÇ, HALİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı