Yazı Detayı
02 Aralık 2018 - Pazar 22:04
 
BERHAYAT
TUBA İŞBİLİR
Tuba işbilir, Üniversite öğrenimini Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamış olup iyi bir eğitimci olmayı hedefledi.
 
 
Bazen bir kelime tırmalar zihnimi, bazen de kurduğum bir cümlenin ortasına yerleşiverir. Gariptir ki anlamını hatırlamıyor yahut hiç bilmiyor olurum. Kim bilir hangi kitaptan ya da hangi şiirden miras kaldı bana. Bir süre düşünürüm, bana ne hisettirdiğini anlamaya çalışırım. Berhayat..

Ay ışında uykuya daldım
Kalbimde titrek bir acı
Pimi çekilmiş bir sessizlik ve çekirge sesleri uzaktan
Nasıl narsist bu özlem bir tek kendini hatırlatıyor
Aklımı perişan eden pişmanlıkla
Geçmiş perde perde hülyalanırken
Uykuyu reddediyor ruhum
Birazdan geç kalacağı randevuya gider gibi…

İşte bu mısralar dökülüverdi. Ölümle yaşam arasında ki çizgide en çok kendimizle yaptığımız hesaplaşmaların silahıdır kelimeler. Berhayat ne demekti? Hayatta olan, canlı, yaşayan kimse.

Hayat üzerine olan bu yaşanırlığımız bizi muhakkak ki ölüme götürüyor. Bundan olsa gerek o tarafa bir yakınlığımız, özlemimiz var. Nedense kendimizi hep cennete ait hissederiz. Bunda sahip olduğumuz imanın büyük etkisi olsa gerek. Bunun için elhamdulillah elbette. Ama ya sandığımız kadar kolay değilse. Bizi vuslata erdirecek sınavlar sadece Allah’a karşı sorumluluklarımızla nihayetlenmiyorsa? Nitekim de öyle.

Sanırım bizim en büyük problemimiz kendimizi olduğumuz gibi görememek. Şahsımıza binaen yapılan haksızlıklara göz yummuyorken kendi yaptıklarımızı hak olarak görmek. Eleştiriye açık olmamak. Hâlbuki eleştiri bize tutulan bir ayna gibidir. Bunu biraz önemsemekten kimseye zarar gelmez diye düşünürüm. Zira bazı eylemlerimiz, sözlerimiz bizi kul hakkı denilen o ağır sınava götürebilir. Bir insanın insana psikolojik ve maddi olarak zarar vermemesi Kuran’ın çok önemli bir mesajıdır.

Henüz berhayat iken pişmanlık ve umut arasında ki bocalamanın ardına yeniden ve yeniden başlayabiliriz daha fazla ertelemeden. Biz ne kadar hayat sahibi ve haklara sahipsek karşımızdaki insanında bir hayatı olduğunu unutmamalıyız. Hepimiz birer kul olduğumuz ve hepimizin ayrı ayrı sınavlardan geçtiğimiz bir dünya burası.

Aslında baktığımızda bencilliğin ve menfaatin fazla lükse kaçtığı hatta hiç hakkımız olmayan hasletler olmasına rağmen en çok ya bunları taşıdığımız için ya da taşıyan başka birileri sebebiyle çıkıyor tüm kaoslar. Nitekim menfaatin dostluğu ve vefası yoktur.

Hepimiz bu çarkın içinde dönüyor olsak da herkes kendi hesabını verecek muhakkak. Bunun için kurtulşun bireysel olduğunu düşünmekteyim. Herkes kendine düşen vazifeyi, kulluk bilincini yerine getirdikten sonra zaten bir şeylerin yoluna gireceği herkesçe kabul görmüş bir gerçekliktir.
 
Etiketler: BERHAYAT,
Yorumlar
Haber Yazılımı