Yazı Detayı
17 Ocak 2019 - Perşembe 09:34
 
ANADOLU'YU VATAN YAPAN YİĞİTLER
RECEP ŞEN
Eğitimci
 
 
O yiğitlerin adı ilk kez Orta Asya bozkırlarında duyuldu. Orta Asya bozkırlarında müşterek kültür içerisinde, farklı boylar halinde bir arada yaşıyorlardı. Doğu’da Kingan Dağları, batıda Hazar Gölü, kuzeyde Altay dağları, güneyde Hindi kuş dağlarıyla çevrili Orta Asya coğrafyasında karasal iklim hâkimdi. Sert geçen karasal iklim şartları ile bu bölgenin coğrafi özellikleri onların hayat tarzını derinden etkilemişti. Bozkırın bu rüzgâr gibi at koşturan yiğitleri zamanla tarihi, coğrafi ve siyasal sebepler yüzünden Orta Asya’daki yurtlarından ayrılmak zorunda kaldılar.

Soğuk bozkır gecelerinde bir yandan ateşte ısınıyor, diğer yandan da gönüllerinde yanan Anadolu ateşinin özlemi için at koşturmayı hayal ediyorlardı. Çünkü aksakallı bilgeler, güngörmüş ihtiyarlar onlara verimli ve bereketli Anadolu topraklarını işaret etmişlerdi. Takdir-i ilahi bir şekilde onları Anadolu ile buluşturdu ve bu iki sevgilinin vuslatı ile tarihin akışı değişmiş oldu.

Orta Asya bozkırlarını yurt tutmuş olan bu yiğitlerin hayatlarındaki asıl değişiklik İslâm’la tanıştıktan sonra başladı. İşte bu yiğitler o zaman kemale erdiler. Ruhlarındaki fırtına o zaman dindi. Aradıkları huzuru İslam’da buldular ve İslam ile şeref kazandılar. Müslüman olduktan sonra hayatlarını İslam’a hizmete adadılar. Onların bundan sonraki hayatlarının özeti i'lây-ı kelimetullah (Allah’ın adını yüceltmek) olmuştur.*

Türk’ün Anadolu’ya ilk girdiği nokta bugünkü Kars ilimiz sınırları içerisinde bulunan Ani şehridir. Sultan Alparslan 1064 yılında Bizans’ın sağlam bir hudut şehri olan Ani’yi fethetti. İlk iş olarak burada bulunan Büyük Katedral’i camiye çevirip Fethiye Camii adını verdi ve burada ilk Cuma namazını kıldı. Yine aynı bölgeden bir örnek daha vereceğim sizlere. Sultan Alparslan, Ani şehrini fethettikten sonra buranın idaresini Selçuklu’ya bağlı olan Şeddadoğulları Emiri Ebu’l Esvar’ın oğlu Ebu ŞücaMenucehr’e bırakıyor ve Selçuklular buraya 1072 yılında kendi mimari tarzlarını içeren bir cami yapıyorlar: Ebul Menucehr Camii.Türkiye’nin Ermenistan sınırında, Ani’deki tarihi alanın içinde iç kaleye uzanan yolun güneyinde, Arpaçay’a bakar bu caminin pencereleri.Orta Asya Türk mimarisinin izlerini taşır. İçerisinde Selçuklu yıldız motifleri vardır. Sekizgen köşeli minaresine de doksan dokuz basamaklı merdivenden çıkılır. Minaresinde kûfi yazı tarzıyla Bismillah yazar. Maalesef pek çoğumuzun bilmediği,ecdadımız Selçuklu’dan bize ulaşan en eski tarihi eser olan bu cami aynı zamanda Anadolu’da yapılan ilk Türk camisidir. Bundan sonra ikinci cami olarak Sivas Divriği Ulu Camii Ve Darüşşifası gelir.

Biz bu coğrafyada sadece camiler inşa etmemişiz tabii ki. Anadolu’yu baştan başa medreselerle de donatmışız. Böylece güçlü devlet ve büyük medeniyet kurmanın şartını ilme bağlamışız. Medresenin ana vatanı Türkistan olarak bilinir. İlk medrese Buhara’da inşâ edilmiştir ve bu medrese bir eğitim kurumu olarak İslam Dünyasına ilham kaynağı olmuştur. Medreselerde sadece İslami ilimler okutulmuyor, bunun yanında matematik, astronomi, fizik, kimya gibi dünyevi ilimler de okutuluyordu. Anadolu topraklarında kurulan ilk medrese Danişmentliler tarafından To¬kat'ta yapılan Yağı basan medresesidir. Daha sonraki dönemlerde bu medrese geleneğini Selçuklular ve Osmanlılar da özenle geliştirerek devam ettirmişlerdir. İşte bizim Anadolu’ya girişimiz böyle başlar.

Anadolu topraklarının Müslüman Türk yurdu oluşunda Malazgirt Zaferi önemli bir dönüm noktasıdır. 26 Ağustos 1071 ‘de Selçuklu Sultanı Alparslan’ın kazanmış olduğu muhteşem Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapıları Türklere sonsuza kadar açılmıştır. Anadolu’nun Türk yurdu olmasında ve İslamlaşmasında “Fetih ve Gazâ Ruhu” önemli rol oynamıştır. Malazgirt Zaferinden sonra Sultan Alparslan,beylerine “Fethedilen topraklar fethedenin malıdır” diyerek Anadolu’nun fethini hızlandırmak istiyordu. Böylece Anadolu’da Sultan Alparslan’ın komutanlarıyla birlikte ilk Türk beylikleri dönemi başladı. Bu ilk dönem Türk beylikleri Saltuklular, Artuklular, Mengücekliler, Danişmentliler ve Çaka Beyliği’dir. Bizans topraklarına doğru büyüme ve genişleme siyaseti güden bu beylikler döneminde Anadolu’ya muazzam bir Türk nüfusu yerleşti, yapılan fetihlerle kısa zaman içerisinde bu topraklar Türk yurdu haline geldi. Anadolu'ya gelip yurt tutan bu Uç-Türkmen Beylikleri sayesinde Anadolu’da Türk-İslâm kültürü yerleşmiş oldu.

Malazgirt zaferinden sonra 1176 yılında kazandığımız önemli bir zaferimiz daha var: Miryokefalon Zaferi. Karşımızda yine Bizans ordusu var. Bu sefer Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan, Bizans İmparatoru I.Manuel Komnenos’u 17 Eylül 1176 da mağlup ediyor. Ve artık bu zaferden sonra Anadolu kesin olarak, ebediyen Müslüman Türk yurdu oluyor. Ve bu zaferden sonra Anadolu’ya Türkistan ve Horasan’dan akın akın Türkmen göçleri geliyor. Bizanslılar, bu zaferden sonra artık Türkleri yenemeyeceklerini anlıyorlar ve Anadolu’ya artık Türk yurdu demeye başlıyorlar. Ayrıca bu savaşın sonunda Bizans’ın, Türkleri Anadolu’dan atma ümidi sönmüş ve kül olmuştur.

Bu parlak zaferlerin ardından ilim, kültür, sanat eserleriyle Anadolu’yu süsleyen ecdadımız kısa zamanda bu toprakları bayındır bir yurt haline getirmiştir. Anadolu artık ilim, kültür ve sanat merkezi olmuştur. Öyle ki, bu topraklara serpiştirdikleri eşsiz sanat eserleri ile kıyamete kadar ayakta duracak bir medeniyet inşa etmişlerdir. Camilerden medreselere, darüşşifalardan köprülere, kümbetlerden sebillere, çeşmelerden kervansaraylara kadar birçok eserle Anadolu’yu baştan başa süslemişler, her eser ile bu topraklara kendi imzalarını bir daha silinmemek üzere atmışlardır. Her beldeye kendi kültürlerini yansıtan isimler vermişlerdir. Beldelerle birlikte gönüller de fethedilmiştir. Farklı inanç ve kültürlere her dönemde saygı ve tolerans ile yaklaşılmıştır.

Yahya Kemal’in “Araştırın bakın, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.” dediği, Türk’ün gönül dünyasını şekillendiren büyük veli Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin kutlu gayretleriyle Türkler arasında İslam dini yaygınlaşmış, ondan feyz alan derviş gaziler, bahadırlar eliyle Türk yurtları İslam ile müşerref olmuştu. O, İslam’ı en temiz ve en sahih biçimde yorumlayarak Türk’e hakikat yolculuğunda rehberlik etmiştir. Kültürümüz, milliyetimiz, gönül dili Türkçemiz adına bu topraklarda ne varsa hepsini bu büyük veliye borçluyuz. Herkesin başka dillerle meramını anlattığı bir dönemde bu büyük veli Divan-ı Hikmet adlı eserini Türkçe yazarak Türkçe’ye ruh vermiştir. Aşkın dili, sevginin dili, gönlün dili olmuştur Türkçe onunla. Gönüller hakiki imana, zihinler ilmü irfana kavuşmuş. Onun, Anadolu’yu manevi fethe memur ettiği Horasan Erenleri vasıtasıyla İslam hakikati Anadolu’ya taşınmış ve Anadolu’yu kuşatmıştır. O, Anadolu denen bu mübarek coğrafyanın manevi fatihidir. Osmanlı devletinin asıl banisi sayılan Şeyh Edebâli, Balkan topraklarında İslam’ın yayılmasını sağlayan Sarı Saltuk, Yeniçeri Ocağı’nın piri Hacı Bektaş Veli, Bursa’nın fethini hazırlayan Geyikli Baba ve daha niceleri hep onun irfan ocağından nasiplenen gönül erleriydi. Bu insanlar barışta yurdun maddi ve manevi imarına koşmuşlar. Öyle ki, ticareti Ahi’ce yapmış esnaf olmuşlar. Alın teriyle çalışarak toprağı yeşertmiş çiftçi olmuşlar. Gönüllerinin güzelliğini taşa yansıtarak mimar olmuşlar. Savaş zamanında ise, her biri birer alperen olup cepheden cepheye koşmuşlardır. Bu bağlamda Bacıyan-ı Rum teşkilatına mensup kadınların yaptıkları hizmetler de Anadolu’nun vatan olmasında önemli yer tutar. Onlar bu toprakların gerçek mimarlarıdır aslında. Hepsi birer Fatih, birer Yavuz, birer Ulubatlı Hasan anası. Kadın mevzusunu bugün bizler bu bağlamda yeniden düşünmeliyiz.

Anadolu’nun fethini müteakiben birçok tasavvuf ehli, sanat ve ilim erbabı bu topraklara göç ederek kültürel zenginliğin ve birikimin Anadolu’ya taşınmasında önemli rol oynamışlardır. Türk Milleti Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri ile yeni bir tebliğ diline kavuşmuştur. Bu dil Yunus’un açıkça ortaya koyduğu “Sevelim, sevilelim/Dünya kimseye kalmaz.” dediği sevgi dili, gönül dilidir. Gönüller kazanma, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevme mesleğidir bu. İşte bu dil, asırlarca bizim coğrafyamızda yaşayan insanların huzur, kardeşlik, mutluluk, umut reçetesi olmuştur. Asya’dan Balkanlara velhasıl Müslüman Türk’ün elinin uzandığı bütün coğrafyalarda bu dil gönülleri kuşatıcı özelliğiyle bizim ortak paydamızdır. Bu ortak payda bizi tasada ve sevinçte kenetleyecek tek güçtür. Allah devletimizi ve milletimizi sonsuza kadar pâyidar eylesin.

ŞİİR FALINDAN:
Gelin tanış olalım, işi kolay tutalım;
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
(Yunus Emre)
 
Etiketler: ANADOLU'YU, VATAN, YAPAN, YİĞİTLER,
Yorumlar
Haber Yazılımı