Yazı Detayı
18 Mart 2019 - Pazartesi 14:31
 
AFFETMEK
Doc. Dr SELMA SABANCIOĞULLARI
Doç. Dr. Selma SABANCIOĞULLARI Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Suşehri Sağlık Yüksekokulu, Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği Anabilim Dalında öğretim üyesi (Doçent Doktor) olarak görev yapmaktadır. Sabancıoğulları’nın 60’a yakın uluslararası ve ulusal bilimsel makalesi ile beş bilimsel kitapta bölüm yazarlığı, 70’in üzerinde uluslararası ve ulusal kongre, sempozyum ve bilimsel toplantılarda sunulan bilimsel bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları ruh sağlığı, ruhsal bozukluklar, toplum ruh sağlığı, etkili iletişim ve ilişkiler, çocuk-ergen ruh sağlığı, anne-baba tutumları ve evlilik ilişkileridir. Yabancı dili İngilizcedir.
 
 
Affetmek bizi özgürleştirir…

Bazılarımız başkalarını, bazılarımız kendimizi, bazılarımız toplum dayatması nedeniyle yaşadıklarımızı, bazılarımız ise kaderimizi affedemiyoruz. Affedemediğimiz için öfke ve kin duyguları ile intikam peşinde, fırsat kollamaktan kendi hayatımızı olması gerektiği gibi yaşayamıyoruz…“Hayatta affetmem, bunu bana nasıl yapar, bu yapılan asla affedilecek bir durum değil, bir daha onunla kesinlikle konuşmayacağım,” gibi cümleler çok tanıdık hepimiz için…

Neden affedemiyoruz? Affedersek, affettiğimiz kişiye karşı artık kendimizi yeterince koruyamayacağımızı, affedersek ona karşı yenilmiş, güçsüz hissedeceğimizi, o kişinin bizi tekrar incitebileceğini, bize yaptığı şeyin yanına kar kalacağını düşünüyoruz. Ya da kendimizle ilgili pişmanlık ve suçluluk duygularımızla yüzleşemiyor ve kaçınıyoruz. Karşımızdakine öfke, nefret ve kin gibi duygular besleyerek bizden aldığı enerjiyi korumaya çalışıyoruz. Oysaki intikam, kin ve nefret duygularımız, yaşanan problemle daha uzun süre meşgul olmamıza, yaralarımızı iyileştirmek için vakit bulamamamıza yol açar…

Affetmediğimizde hem ruhsal sağlımız hem de fiziksel sağlığımız olumsuz etkileniyor. Affetmediğimiz sürece “O öyle olmasaydı, niye böyle oldu, neden bana bunu söyledi, ben bunu hak edecek ne yaptım” bir sürü konuşmayı zihnimizde tekrarlamak, bize haksızlık edene, zarar verene içten içe öfkelenmeye devam etmek, sürekli intikam düşüncesiyle kendimize yapılan haksızlığı daha da büyütmemize, unutulamaz bir hal almasına neden olmaktadır. Affedemediğimiz her insanı cebimizde taşırız, o hiçbir zaman bizden gitmez. Bu kişi sayısı arttıkça cebimizdeki ağırlık artar. Sürekli olaya ve kişiye takılıp kalmak anı yaşayamamamıza ve geleceğe dair ilişkilerimizde iyi planlama yapamamamıza neden olur. Affetmediğimizde yaralarımız açık kalır ve hayatta ilerlememiz güç olur. Sevmekte ve güvenmekte, diğeri ile uzlaşma konusunda sorun yaşarız. Bu şekilde bize destek olabilecek kişileri ve içinde yaşamak istediğimiz sosyal çevreyi kaybedebiliriz. Son noktada ise depresyon ve kaygı gibi ruhsal sorunlar yaşayabiliriz. Yanı sıra, affetmediğimizde öfke, kin, nefret ve intikam duyguları yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, kanser, aşırı kilo alma gibi fiziksel hastalıklara zemin oluşturabilmektedir. Öfkenin hafiflemesi; suçluluk, pişmanlık duygularının dağılması ancak affetmek ile mümkün olur. Affederek bu sorunlardan kurtulabiliriz. Affetmek öteki için yapılan bir şey değil aslında kendimiz için yapılan bir şey bunu anlamalıyız…

Affetmekten kast edilen yapılanı yok saymak, mazur görmek, unutmak, uzlaşmak, bağışladığımızı söylemek ya da affettikten sonra o kişi ile ilişkiyi sürdürmek demek değildir. Haklı olduğumuzun ispatlanacağı günü beklemek te affetmek değildir. Affettiğimizi söylemek fakat sürekli hatırlatarak başa kakmak da sahte bir affediciliktir. Aslında, affetmek, bize verilen zararın farkında olarak iyileşme ve çözüm için adım atmamızdır. Affetmek, yapılanlar nedeniyle kendi yaşadığımız olumsuz duygulardan ve davranışlardan vazgeçerek, yaşamımızı bu yükler olmadan sürdürmeyi seçmek olarak tanımlanmaktadır. Yaşanılan olayın duygusal etkisinden ve düşünsel patinajından kendimizi kurtarmaktır. Zamanla çözümlenmez, bizim zaman içindeki tutumlarımız sayesinde gerçekleşir…

Affetmek iki yönlüdür. Biri ötekini affetmek, diğeri ise kendimizi affetmektir. Ayrıca kaderi affetmek, içine doğduğumuz hayatı, başımıza gelen şeyleri affetmek, ailemizden, geçmişimizden getirdiğimiz yükleri, atalarımızı affetmek ve toplum baskısı nedeniyle bize yaşatılanları affetmekte vardır. Aldatılmış, çok büyük haksızlıklara ve hayal kırıklıklarına uğratılmış, güvenimizi kaybetmiş olabiliriz. Affetmek istediğimiz kişi anne babamız, kardeşimiz, bize haksızlık yaptığını düşündüğümüz bir arkadaşımız, bizi terk eden bir sevgili, bizi işten çıkaran patronumuz olabilir. Bize haksızlık edenle barışmamız gerekmiyor, sadece o kişi ile yaşadıklarımızı zihnimizde yük olarak taşımaktan vazgeçiyoruz, öfkelenmeyi bırakıyoruz. “Nasıl bana öyle söyler, haksızlığa uğradım, bana haksızlık etti, ben bunları hak edecek ne yaptım” gibi söylemleri tekrar tekrar söyler dururuz. Bu zihinsel geviş getirmedir. Zamanımızın çoğunu zihinsel patinaj yaparak harcarız. Bunun bize faydası olmaz. O halde bu davranışı bırakmamızda fayda vardır. Affetmek, geçmişteki kötü anıları daha az düşünmek demektir. Zihinsel geviş getirmeyi bırakmak, bitmemiş işleri bitirmektir. Böylelikle, sırtımızdaki ve içimizdeki duyguların yükünden kendimizi kurtarırız…

Affetmek bir süreçtir, bir anda olmaz. Affetmek istediğimizde kimi, niye affetmek istediğimizi, yaşanılan durum hakkında dürüstçe ne htiğimizi, affetmenin bize sunacağı yararları belirlemeliyiz ve kendimizi affetmeye odaklamalıyız. Affetme süreci empati ile başlar. Empati ile başlayan bu süreçte karşımızdaki kişinin bakış açısından yaşanılanları görmek vardır. Karşımızdaki kişinin de yaşanılan olayla ilgili bir hikayesi, O’nunda davranışlarının ve sözlerinin bir gerekçesi vardır. Duruma bu şekilde bakarsak o kişi ile empati kurmuş oluruz. Bize karşı yapılan yanlışları tekrar tekrar düşünüp sinirlenmek yerine o kişinin neden böyle bir davranışta bulunduğunu anlamaya çalışmalıyız. İletişim kanallarını açık tutmak ve çözüm üretmeye çalışmak çok daha yararımıza olacaktır. Birini affetmeden önce onunla davranışı hakkında konuşmak, beklentilerimizi ve neyi tercih ettiğimizi anlatmak gerekir. Duyguları dinlemek nasıl davranacağımız konusunda bize ipucu verir. Bunu yapmak O’nunla bir olmak, O’na hak vermek, O’nu suçsuz bulmak anlamında değildir. Madalyonun diğer yüzünü görmektir. Olayın diğer yüzünü gördüğünüzde öfke ve kin duygularımızda yumuşama olur. Affetme süreci başlar, affetme kaynaklarımız şefkat, merhamet duygularımız oluşur. Kişi affedebilmeye başladığını nasıl hisseder? O kişi ile ilgili konuştuğumuzda ya da o kişiyi andığımızda sempatik şeyler, iyi duygular hmeye başlarız. O’nunla ilgili olumsuz bir şey duyduğumuzda üzülmek ve hasta ise geçmiş olsun diyebilmek affetmeye başladığımızı gösterir. Ya da bize haksızlık yaptığını düşündüğümüz kişinin adı geçtiğinde sinirlenmeyiz, artık önemsizleşmiştir bizim için. Böyle olduğunda da duygusal affetmeyi gerçekleştirmiş oluruz…

Affetmek her şeyin düzeldiği anlamına gelmez. Affettiğimiz kişiye karşı tüm düşünce ve duygularımız olumlu yönde değişmeyebilir.

Affettikten sonra da olayla ilgili negatif duygularımız devam edebilir. Ancak O kişinin bizim üzerimizde yarattığı duygusal yükü ortadan kaldırırız. Affederek o kişi ile aramıza bir mesafe çizeriz, zihnimizi meşgül etmesine izin vermeyiz. Böylece başkalarıyla aramıza sınır koyabilir ve kendi haklarımızı koruyabiliriz. Kendimizi çok daha rahat ve çok daha huzurlu hissedebiliriz…

Affetmenin diğer yönü kendini affetmektir. Hepimizin içinde geçmiş yıllarımızda bize gereğinden fazla eleştirel yaklaşan ve acımasız davranan ailelerimizin, öğretmenlerimizin ve akrabalarımızım anıları yer etmiştir. Çoğumuzun hayatında keşkeleri, pişmanlıkları vardır. “Keşke onu yapsaydım, keşke onu demeseydim”, ya da “keşke şöyle deseydim” gibi. İnsan olarak çoğu kez olaylara takılıp kalıyoruz, oradan bir türlü çıkamıyoruz. Yaş alıyoruz, zaman geçiyor ama hala içimizde sıcaklığını koruyan yaşanmışlıklarımız olabiliyor. İçimizdeki eleştiren ses ne zaman bize yapıcı olmayan bir şey önerirse, kendi kendimize, "Bu sadece bir fikir, hepsi bu" diyebilirsek, dediklerine inanmazsak, zamanla bu sesin yankıları tükenecek, suçluluk duygusu azalacaktır. Pişmanlık duygusunu hafifletmek için gerektiği zamanlarda özür dilemek, hatta özür dilemeyi düşünmek, doğal olarak bize bir rahatlama hissi verir. Özür dilemenin bedeli olabilir, fakat zararı olmaz. İçinde bulunduğumuz zamanda geriye dönüp o keşkeleri, pişmanlıkları değiştirmemizin imkanı yoktur. Kendimize olumlu bakmak, kendimize iyi davranmak, her yaşadığımızdan bir şeyler öğrendiğimizi düşünerek, kendimize çok fazla yüklenmememiz suçluluk ve pişmanlık duygularımızı ortadan kaldırabilir. Bu pişmanlıklarımızı bir ders niteliğine çevirip kendimizi affetmemiz, kendimizle barışık olmamız, ileriye bir adım atmamız için çok önemlidir. Kendimizi affettikten sonra, daha iyi bir anne, daha ilgili bir arkadaş, daha iyi bir dinleyici ve daha bağışlayıcı bir insan olabildiğimiz için bu durumun iyiliğini başkaları da görür. Daha az ben-odaklı olur, başkalarına karşı daha ilgili oluruz…

Affedemediğimiz için htiğimiz öfke bizi dibe çeken bir yüktür. Bu yükten kurtulursak kendimizi çok daha özgür hissederiz. Hayatta tamamen mutlu olmak diye bir şey söz konusu değildir. En azından içimizde biriken sıkıntıları, başkalarının bizde bıraktığı izleri ve kendimizin bizde bıraktığı pişmanlıkları bir kenara koyup bunları kabullenebilirsek özgürleşebiliriz…

Affetmek kişiyi yeni bir yaşama, umut dolu ve mutlu bir geleceğe götürebilir. Affedememek ise öfke dolu, intikama adanmış bir yaşama mahkum edebilir. İnsanları hatalarıyla, sorunlarıyla, kusurlarıyla kabullenmeyi ve affetmeyi öğrenebilmek gelişmek ve olgunlaşmaktır. En zor olan şey kendimizi affetmek olsa da, kendi hatalarımızla yüzleşebilmek bizi büyütür…

“Affetmek, sevginin en yüce, en güzel şeklidir. Karşılığında sınırsız bir huzur ve mutluluk alırsınız.” Robert Miller

Sağlıcakla kalın…
 
Etiketler: AFFETMEK, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı